Genç yaşta varis oluşumu, standart yaşa bağlı damar genişlemelerinin aksine, çoğunlukla spesifik altta yatan nedenlere dayanır. Bu durumun temelinde genellikle iki ana kategori yatar: Vücudun ana toplardamarlarındaki (özellikle karın bölgesindeki) ‘obstrüktif’ yani kan akışını engelleyen darlık veya baskılar ile damar sisteminin ‘konjenital’ (doğuştan gelen) yapısal anormallikleri. Bunlara ek olarak genetik yatkınlıklar ve hormonal faktörler de damar duvarının direncini azaltarak venöz yetmezliğin erken yaşta ortaya çıkmasını tetikleyebilir. Bu nedenle gençlerde görülen varisler, genellikle daha karmaşık bir venöz sistem sorununun önemli bir belirtisidir.

Gençlerde görülen varisler neden “kırmızı bayrak” sayılır?

Genç bir popülasyonda, yani çocuklarda, ergenlerde veya 40 yaş altı yetişkinlerde varis görülmesi, bizim için kritik bir klinik işarettir. Lise öğrencilerinde yapılan taramalar bile %10-15 gibi şaşırtıcı bir oranda venöz yetmezlik belirtileri saptamıştır. Bu “erken başlangıçlı” varislerin varlığı, rutin bir “yaşa bağlı yıpranma” vakası olarak ele alınmamalıdır.

Bu durumu sadece kozmetik bir endişe olarak değil potansiyel olarak altta yatan ciddi bir patolojiyi işaret eden bir “kırmızı bayrak” olarak kabul etmeliyiz. Bu altta yatan neden, Klippel-Trenaunay Sendromu (KTS) gibi doğumsal bir damar anormalliği olabileceği gibi, nadiren de olsa ciddi bir kalp fonksiyon bozukluğunun habercisi bile olabilir. Bu nedenle genç bir hastada varis varlığı, standart bir varis tedavisi protokolünden daha fazlasını gerektirir. Bu durum altta yatan daha karmaşık, sistemik veya anatomik bir nedeni (örneğin doğumsal, genetik veya obstrüktif yani tıkayıcı) araştırmak için derhal daha ileri bir tanısal değerlendirme yapmamızı zorunlu kılar.

Varis gelişiminde genetik mirasımızın rolü nedir?

Genç hastalarda kronik venöz yetmezlik gelişimi için güçlü bir genetik temel mevcuttur. Bazı çalışmalar hastaların %90’ından fazlasında varis eğiliminin “doğuştan” (innate) olduğunu öne sürmektedir. Bu genetik mirasımızın bu durumda kilit bir rol oynadığını göstermektedir.

Hastalığın oluş mekanizmasındaki temel sorunun, genellikle sanıldığı gibi öncelikle kapakçıkların bozulması (birincil kapak yetmezliği) olmadığı düşünülmektedir. Bunun yerine, asıl sorunun ven duvarının, yani damarın kendi yapısının “kusurlu” veya zayıf olması olduğu ileri sürülmüştür. Bu “kusurlu ven duvarı”, damarın içindeki basınca karşı yeterli direnci gösteremez ve zamanla, adeta bir çorap lastiği gibi gevşemeye başlar. Damar genişledikçe, içindeki kapakçıkların kenarları birbirinden uzaklaşır ve artık kapanamaz hale gelir. Bu durum ikincil olarak yani damar duvarı genişlemesinin bir sonucu olarak kapak yetmezliğine yol açar.

Bu venöz duvar zayıflığı, spesifik genetik belirteçlerle ilişkilendirilmiştir. Varis patogenezinde rol oynadığı tanımlanan spesifik aday genler (örneğin FOXC2 ve NOTCH3) bulunmaktadır. Bu genetik kanıtlar, genç hastalardaki kronik venöz yetmezliğin, sadece basit bir kalıtımsal “risk” taşımaktan ziyade, damar duvarının bütünlüğünü ve kapakçıkların gelişimini doğrudan etkileyen spesifik bir genetik programın dışa vurumu olabileceğini güçlü bir şekilde göstermektedir.

Hormonlar, özellikle genç kadınlarda varis oluşumunu nasıl tetikler?

Kadınların, erkeklere kıyasla varis geliştirme olasılığının en az iki kat daha fazla olduğu bilinmektedir ve özellikle erken başlangıçlı kronik venöz bozukluklara karşı daha savunmasız oldukları görülmektedir. Bu belirgin cinsiyet farkı, büyük ölçüde hormonal etkilere atfedilmektedir.

Yapılan araştırmalar, hem östrojen hem de progesteron reseptörlerinin (bu hormonları tanıyan alıcıların) toplardamar duvarında bulunduğunu göstermiştir. Özellikle varisli damar segmentlerinde ve özellikle kadınlarda, östrojen reseptörlerinin daha bol olduğu saptanmıştır. Yüksek östrojen seviyeleri, damar duvarı düz kasını ve çevresindeki destek dokuyu modüle ederek “venöz laksiteyi”, yani damar gevşekliğini artırır.

Bu durum bazı dönemlerdeki genç kadınların varis geliştirmeye neden daha yatkın olduğuna dair net bir fizyolojik temel sağlar.

Bu hormonal risk faktörleri şunlardır:

  • Ergenlik (Puberte)
  • Doğum kontrol hapları (Oral kontraseptifler)
  • Gebelik

Doğum kontrol haplarının var olan varisleri ağırlaştırabileceği ve özellikle altta yatan bir yüzeyel ven trombozu (yüzeyel pıhtı) olan kadınlarda derin ven tromboemboli (derin pıhtı ve akciğere atması) riskini artırabileceği bildirilmiştir.

Yaşam tarzı faktörleri (kilo, meslek) bu durumu ne kadar kötüleştirir?

Genetik ve hormonal yatkınlıklara ek olarak edinilmiş, yani yaşam tarzımızla ilişkili faktörler de genç popülasyonda kronik venöz yetmezliğin ortaya çıkışını belirgin şekilde hızlandırabilir.

Obezite prevalansı (görülme sıklığı), çocuklar, ergenler ve genç erişkinler arasında maalesef hızla artmaktadır. Obezite, vücuttaki merkezi venöz basınçları (ana toplardamarlardaki basıncı) artırarak etki eder ve varisler de dahil olmak üzere bir dizi sağlık sorunu ile doğrudan ilişkilidir. Karın içi basıncın artması, bacaklardan kalbe dönmesi gereken kanın önünde adeta bir set oluşturur ve bacak damarlarında basıncın artmasına, genişlemesine yol açar.

Mesleki faktörler de kritik bir rol oynamaktadır. Uzun süreli statik duruşlar, yani uzun süre ayakta veya oturarak hareketsiz kalmak (ortostatik stres), önemli bir risk faktörüdür. Genç bir grupta bu kadar yüksek bir prevalansın saptanması, bize çok önemli bir ipucu verir.

Bu edinilmiş faktörler hastalığı tek başlarına sıfırdan oluşturmaktan ziyade, altta yatan bir yatkınlığın (örneğin genetik olarak “kusurlu ven duvarı” veya hormonal olarak uyarılmış damar gevşekliği) yaşamın çok daha erken bir döneminde “maskesini düşüren” veya süreci “hızlandıran” hemodinamik (kan akımıyla ilgili) stresörler olarak işlev görmektedir.

Bu hızlandırıcı stresörler şunlardır:

  • Obezite (Artan karın içi basınç)
  • Ortostatik stres (Uzun süre ayakta durmak)
  • Hareketsiz yaşam tarzı (Uzun süre oturmak)

Genç yaşta görülen varisler doğumsal bir sendromun habercisi olabilir mi?

Evet, kesinlikle olabilir. Erken başlangıçlı varislerin varlığı, güçlü bir şekilde doğumsal (konjenital) anormalliklerin araştırılmasını gerektirir. Bu durumlardan en iyi bilineni Klippel-Trenaunay Sendromu’dur (KTS).

KTS, klasik olarak üç belirtinin (triad) bir arada bulunduğu doğumsal bir vasküler bozukluktur.

  • Kapiller malformasyonlar (“Porto şarabı” lekesi olarak bilinen cilt lekeleri)
  • Venöz malformasyonlar (Anormal damar yumakları) veya varisler
  • Etkilenen bacakta kemik/yumuşak doku büyümesi (Hipertrofi)

Varisler, KTS hastalarının yaklaşık %72’sinde mevcuttur ve bu hastalar çocukluk çağında bile belirgin varis veya ödem sergileyebilir. Burada kritik olan nokta şudur: KTS’deki varisler birincil hastalık değil karmaşık, mikst bir vasküler malformasyonun (damar yumağının) bir semptomudur.

Müdahalenin amacı öncelikle kozmetik değildir. Amaç ağrı yönetimi ve kronik venöz yetmezlik, selülit (cilt enfeksiyonu), yüzeyel tromboflebit (yüzeyel pıhtı) ve derin ven trombozu (DVT) gibi yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren komplikasyonları yönetmektir.

KTS’de kullanılan modern, minimal invaziv tedavi yöntemleri şunlardır:

  • Ultrason eşliğinde köpük skleroterapi (UGFS)
  • Endovenöz Lazer Ablasyon (EVLA)

Bu durum standart varis tedavisi tekniklerinin, çok daha yüksek düzeyde beceri ve tanısal zeka gerektiren karmaşık doğumsal vakalara uygulanmasını içeren kritik bir alt uzmanlık alanını vurgulamaktadır.

Bacağımda olmayan bir sıkışıklık (MTS) nasıl sol bacağımda varis yapar?

Genç hastalardaki varislerin en önemli ve sıklıkla gözden kaçırılan nedenlerinden biri, Non-Trombotik İliyak Ven Lezyonu (NIVL), yani pıhtı dışı nedenlere bağlı ana karın damarlarındaki baskılardır.

Bu durumun en yaygın ve klinik olarak en anlamlı olanı May-Thurner Sendromu’dur (MTS). MTS, sol bacağımızdan gelen kanı kalbe taşıyan ana toplardamarın (sol ana iliyak ven), hemen üzerinden geçen sağ bacağa giden atardamar (sağ ana iliyak arter) ile arkasındaki lomber vertebra (bel omuru) arasında kronik olarak sıkışmasıyla karakterize bir “venöz çıkış obstrüksiyonu”dur. Yani kanın bacaklardan kalbe dönüş yolunda bir “trafik sıkışıklığı” meydana gelir.

Bu durum özellikle genç ila orta yaşlı kadınlarda baskın olarak görülür. Aslında pek çoğumuzda (belki de her 3-4 kişiden birinde) bu anatomik “sıkışıklık” yapısı vardır, ama bir belirti vermez. Ancak bu kompresyon (baskı) hemodinamik olarak anlamlı hale geldiğinde, yani kan akımını bozduğunda “May-Thurner Sendromu” olarak adlandırılır.

Bu sendromun klinik önemi, alt ekstremite yüzeyel varislerinin ve kapak yetmezliğinin doğrudan bir nedeni olabilmesidir. Bu proksimal (yukarıdaki) obstrüksiyon, distalde (aşağıda, yani bacakta) venöz hipertansiyona (toplardamar içi basınç artışı) yol açar ve bu da alt ekstremitede varis oluşumunu tetikler. Ayrıca bu göllenme, akut sol iliyofemoral DVT (ana bacak damarında pıhtı) gelişimi için de güçlü bir zemin hazırlar.

Bu nedenle özellikle sol bacakta belirgin ödem ve varisleri olan genç bir kadın hastada, altta yatan proksimal bir obstrüktif MTS lezyonundan mutlaka şüphelenilmelidir.

Bacaklarımdaki varislerin kaynağı karnımdaki başka bir sorun (Pelvik Konjesyon) olabilir mi?

Evet, bu da özellikle genç kadınlarda sıkça karşılaştığımız bir durumdur. Pelvik Venöz Bozukluklar (PeVD), Pelvik Konjesyon Sendromu (PCS) dahil olmak üzere bir bozukluklar spektrumunu kapsar ve tipik olarak 20 ila 50 yaş arası genç kadınları etkiler.

Bu durumun nedeni genellikle iki ana mekanizmadan birini veya her ikisini birden içerir:

  • Anatomik kompresyon (baskı)
  • Venöz reflü (kaçak)

Bu duruma yol açan kompresyon sendromlarından biri de “Nutcracker (Fındıkkıran) Sendromu”dur. Bu sol böbrek toplardamarının, vücudun ana atardamarı (aort) ile ondan ayrılan bir başka büyük atardamar (superior mezenterik arter – SMA) arasında sıkışmasıdır. Bu proksimal (yukarıdaki) kompresyon, sol böbrek veninde basınç artışına, bu da sekonder olarak sol ovaryen (yumurtalık) toplardamarında göllenmeye ve geriye kaçağa (reflü) yol açar.

Hem MTS hem de Nutcracker sendromu, pelvik venöz hipertansiyona (leğen kemiği içindeki damarlarda basınç artışı) ve pelvik varislerin (rahim, yumurtalık çevresinde varisler) gelişmesine neden olur. Bu pelvik varisler, “pelvik kaçak noktaları” (pelvic escape points) aracılığıyla alt ekstremite venöz sistemiyle (bacak damarlarıyla) iletişim kurar.

Sonuç olarak bu pelvik kaynaklı kaçaklar, bacaklarda atipik yerleşimli varisleri besler.

  • Vulvar (Genital bölge)
  • Gluteal (Kalça)
  • Posterior uyluk (Bacağın arka yüzü)

Bu durum atipik yerleşimli varisleri olan genç bir kadın hastanın, muhtemelen bir pelvik venöz kompresyon sendromunun (MTS veya Nutcracker) bacağa yansıyan bir tezahürünü gösterdiğini düşündürür.

Genç yaşta geçirilen pıhtı (DVT) neden kalıcı varislere yol açar?

Evet, hem de çok ciddi bir şekilde. Post-Trombotik Sendrom (PTS), Derin Ven Trombozu (DVT) yani pıhtı geçirmenin en yaygın kronik komplikasyonudur. Bu durum DVT geçiren her 2 ila 4 çocuktan 1’ini etkilemektedir.

Şaşırtıcı bir şekilde genç DVT hastaları, orta yaşlı gruplara göre anlamlı derecede daha yüksek bir PTS (görülme sıklığına) sahiptir. Bu durum genç hastaların yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen “feci sonuçlara” yol açabilir.

Patoloji, sadece makro-venöz bir sorunla (ana damar tıkanıklığı) sınırlı değildir. Genç PTS hastalarında mikrovasküler fonksiyonun (kılcal damar dolaşımının) da bozulduğu gösterilmiştir. Bu hastalığın sadece venöz obstrüksiyon (tıkanıklık) ve reflüden (kaçak) ibaret olmadığını, aynı zamanda kronik, ilerleyici bir kılcal damar hastalığı olduğunu göstermektedir ve bu durum hastalığın gençlerdeki agresif seyrini açıklamaktadır.

Genç hastalarda PTS, genellikle çok faktörlü bir “vuruş” (multi-hit) modelini takip eder. Genç kadın DVT hastalarında sıklıkla altta yatan bir trombofili (pıhtılaşmaya genetik yatkınlık) veya doğum kontrol hapı kullanımı bulunur. Ancak bu tetikleyiciler genellikle altta yatan bir anatomik anormallik (örneğin fark edilmemiş bir May-Thurner Sendromu) üzerine eklenir.

Klinik olarak bu PTS’ye bağlı (yani pıhtı sonrası gelişen) varisler ile başvuran genç bir hastada, uzmanın görevinin sadece PTS semptomlarını yönetmek olmadığını gösterir. Aynı zamanda, tekrarlamayı önlemek için altta yatan anatomik lezyonu (MTS gibi) agresif bir şekilde araştırmak ve tedavi etmek (örneğin stentleme) olduğunu göstermektedir.

Genç hastada varis tanısı için hangi görüntüleme yöntemleri kullanılır?

Genç bir hastada varis saptadığımızda, tanısal yaklaşımımız kademeli ve kapsamlı olmalıdır. Tanısal yaklaşımımız genellikle şu adımları içerir:

  • Venöz Dupleks Ultrason (Doppler)
  • BT Venografi (CTV) veya MR Venografi (MRV)
  • İntravasküler Ultrason (IVUS)

Venöz Dupleks Ultrason (Doppler): İlk adım, her zaman temel değerlendirme olan Doppler ultrasondur. Venöz reflünün (kapakçık kaçağının) tespiti, DVT’nin (pıhtının) güvenilir bir şekilde dışlanması ve invaziv (girişimsel) tedavi planlaması için “tercih edilen test” olarak kabul edilir. Bacaklardaki hem yüzeyel hem de derin damar sistemini değerlendirir.

Ancak Doppler’in temel ve kritik bir sınırlaması vardır: Suprainguinal (kasık üstü), yani iliyak venöz sistemdeki (karın içindeki ana damarlar) veya pelvisteki obstrüktif lezyonları (örneğin May-Thurner Sendromu veya Nutcracker Sendromu) güvenilir bir şekilde değerlendiremez. Karın içindeki gazlar ve bu damarların derin yerleşimi, ultrasonun bu bölgeyi net görmesini engeller. Bu nedenle Doppler raporunuz “normal” gelse bile, semptomlarınız (özellikle sol bacakta ödem, pelvik ağrı veya atipik varisler) devam ediyorsa, tanı süreci burada bitmemelidir.

BT (Tomografi) veya MR Venografi: Doppler ultrasonun sınırlandığı yerde, yani suprainguinal (kasık üstü) venöz obstrüksiyondan şüphelendiğimizde, tanısal algoritmada bir sonraki adıma geçmemiz gerekir. Bu non-invaziv (vücuda bir müdahale olmadan yapılan) kesitsel görüntüleme yöntemleri, MTS, Pelvik Konjesyon Sendromu ve Nutcracker sendromu gibi venöz kompresyon sendromlarını taramak için kullanılır. Bu teknikler, damar dışı anatomiyi (örneğin atardamarın toplardamara ne kadar baskı yaptığını) net bir şekilde göstererek kompresyonun varlığını ortaya koyar.

İntravasküler Ultrason (IVUS – Damar İçi Ultrason): BT ve MR Venografi etkili tarama araçları olsa da intralüminal (damar içi) patolojinin, yani “spur” (damar içinde oluşan ve kan akışını engelleyen sivri çıkıntılar, zarlar) veya ağların ciddiyetini ve hemodinamik önemini (kan akışını ne kadar bozduğunu) belirlemede yetersiz kalırlar. Bu nedenle iliyak ven kompresyonunu (karın içi ana damar baskısını) değerlendirmek ve müdahaleyi planlamak için “altın standart” veya “birincil modalite” olarak İntravasküler Ultrason (IVUS) kabul edilmektedir.

IVUS, anjiyografi işlemi sırasında, damar içine gönderilen çok ince bir kateterin (telin) ucundaki minyatür bir ultrason probu ile yapılır. Bu sayede damar duvarını dışarıdan değil 360 derece içeriden görüntüleriz.

IVUS’un girişimsel planlamada “altın standart” kabul edilmesinin nedenleri:

  • Üstün damar içi görüntüleme (“Spur”, web, darlık tespiti)
  • Milimetrik hassasiyette ölçüm (Doğru stent boyutu belirleme)
  • Girişimsel rehberlik (Stent yerleşiminde yüksek hassasiyet)
  • Kontrast madde veya ek radyasyon kullanmaması

Bacaklardaki görünür varisler için hangi modern tedavi yöntemleri mevcuttur?

Genç hastalarda, altta yatan neden ne olursa olsun (ister basit reflü, ister MTS, ister KTS), semptomatik yüzeyel reflünün (bacaklardaki görünür varisleri besleyen kaçağın) tedavisi genellikle gereklidir. Günümüzde bu tedaviler minimal invaziv (kesi olmadan) yöntemlerle yapılmaktadır.

Günümüzde kullanılan ana endovenöz (damar içi) ablasyon teknikleri şunlardır:

  • Endovenöz Lazer Ablasyon (EVLA)
  • Radyofrekans Ablasyon (RFA)
  • Mekanokimyasal Ablasyon (MOCA)
  • Siyanoakrilat (VenaSeal / Biyolojik Yapıştırıcı)
  • Ultrason Eşliğinde Köpük Skleroterapi (UGFS)

Bu yöntemler damarın içine ince bir kateterle girilerek, damarın ısıyla (lazer/RF), mekanik/kimyasal yolla (MOCA), yapıştırıcıyla (VenaSeal) veya köpükle (Skleroterapi) içeriden kapatılması esasına dayanır. Ancak unutulmamalıdır ki bu ablasyon teknikleri genellikle hibrit bir yaklaşımın bir bileşeni olarak kullanılır. Örneğin altta yatan bir May-Thurner Sendromu (MTS) olan hastada, önce ana damara stent konulur, ardından bacaklardaki yüzeyel reflü devam ediyorsa bu reflü de bu yöntemlerle tedavi edilebilir.

Varislerin kaynağı pelviste (karında) ise tedavi nasıl yapılır?

Pelvik Konjesyon Sendromu’na (PCS) bağlı pelvik kaynaklı alt ekstremite varisleri (atipik varisler) olan genç kadın hastalarda, tedavi stratejisi “proksimalden distale” (top-down), yani “kaynaktan uca doğru” olmalıdır. Sadece bacaklardaki görünür varise köpük tedavisi yapmak, kaynağı (pelviste devam eden kaçağı) tedavi etmeyeceği için nükse (tekrarlamaya) mahkumdur.

Tedavi, yetmezlikli gonadal (ovaryen) venlerin ve/veya internal iliyak venlerin (pelvik kaçak damarlarının) endovasküler embolizasyonudur. Bu prosedür, Girişimsel Radyologlar tarafından anjiyografi yoluyla, reflü olan (geriye kaçıran) bu damarları tıkamak için “koiller” (coils – küçük metalik sarmallar) ve/veya sklerozanlar (tıkayıcı köpük veya sıvı ilaçlar) kullanılarak gerçekleştirilir. Bu kaynaktaki müdahalenin kritik önemi, sadece pelvik semptomları (kronik kasık ve karın altı ağrısı) değil aynı zamanda bu kaçakla beslenen alt ekstremite (bacak) varislerini de iyileştirebilmesidir.

Ana damarlardaki darlık veya tıkanıklık (MTS/PTS) nasıl tedavi edilir?

Genç hastalarda obstrüktif (tıkayıcı/baskılayıcı) venöz hastalığın (ister MTS gibi pıhtı dışı, ister PTS gibi pıhtı sonrası) tedavisinde ana yöntem iliyak ven stentlemesidir.

MTS (Non-Trombotik) için Stentleme: May-Thurner Sendromu’na bağlı semptomatik baskı için endovasküler stentleme ana tedavi yöntemidir. Prosedür, anjiyografi altında, IVUS rehberliğinde, sıkışan damar segmentine venöz (toplardamara özel) bir stent yerleştirilerek damarın açılmasını sağlar. Bu prosedür güvenli ve etkilidir, semptomlarda (ağrı, şişlik) belirgin iyileşme ve yaşam kalitesinde artış sağlar. Doğru yapıldığında, bu MTS’li genç bir hasta için küratif, yani tam bir tedavi olabilir.

PTS (Post-Trombotik) için Stentleme: Stentleme, DVT sonrası gelişen kronik derin venöz hastalık ve PTS hastalarında da venöz çıkışı (kanın dönüş yolunu) yeniden sağlamak için kullanılır. Pıhtının hasar verdiği, içinde ağlar ve darlıklar oluşturduğu ana damar segmentleri stentlenerek açılır.

Ancak burada çok önemli bir prognostik (hastalığın seyriyle ilgili) fark vardır. Obstrüksiyonun nedeni (MTS vs PTS) prognozu doğrudan etkiler:

  • NIVL / MTS (Pıhtı dışı baskı): Stentleme küratif (tam tedavi) olabilir. Semptomlar hızla düzelir, stent açıklığı mükemmeldir.
  • PTS (Pıhtı sonrası hasar): Stentleme rekonstrüktif (yeniden yapılandırıcı) veya palyatiftir (rahatlatıcı). Semptomlar daha yavaş düzelir, yeniden müdahale riski daha yüksektir.

Genç yaşta varis neden ciddiye alınmalı ve nasıl bir yol izlenmeli?

Genç bir hastada varislerin ortaya çıkışı, basit bir yüzeyel venöz reflü vakası olarak ele alınmamalı, aksine altta yatan karmaşık bir patolojiyi gösteren diagnostik bir “kırmızı bayrak” olarak değerlendirilmelidir. Etiyoloji (neden), genetik ven duvarı defektlerinden, KTS gibi doğumsal sendromlara ve sıklıkla göz ardı edilen proksimal venöz obstrüksiyonlara (MTS, Pelvik Konjesyon ve PTS) kadar geniş bir spektrumu kapsar.

Kalp ve Damar Cerrahının rolü bu noktada merkezi bir önem taşımaktadır. Bu uzmanlar, standart Doppler ultrason değerlendirmesinin ötesine geçerek, obstrüksiyonu taramak için BT/MR Venografi ve kesin tanı ile girişimsel planlama için altın standart olan IVUS’u (damar içi ultrason) içeren gelişmiş bir tanısal algoritma uygulamalıdır.

Tedavi, altta yatan asıl nedene göre yönlendirilir ve genellikle hibrit yaklaşımları içerir: yüzeyel reflü için endovenöz ablasyon, pelvik kaynaklı reflü için embolizasyon ve iliyak ven obstrüksiyonu için stentleme. Bu müdahalelerin başarısı ve prognozu, altta yatan patolojiye (MTS veya PTS olmasına) bağlı olarak önemli ölçüde değişiklik gösterir. Bu nedenle genç hastalarda venöz hastalığın başarılı bir şekilde yönetilmesi, bu karmaşık nedenlerin derinlemesine anlaşılmasını ve bu spesifik tanısal ve endovasküler müdahalelerin hassas bir şekilde uygulanmasını gerektirir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button