Varis tedavi edilmezse mevcut damar genişlemeleri zamanla ilerleyerek “Kronik Venöz Yetmezlik” adı verilen ciddi bir dolaşım bozukluğuna dönüşür. Başlangıçta sadece kozmetik bir sorun gibi görünen bu tablo müdahale edilmediğinde bacaklarda kalıcı ağrı, ödem ve ciltte geri dönüşsüz renk değişimlerine (koyulaşma) neden olur. Süreç ilerledikçe damar içi basıncın artması, iyileşmesi son derece güç olan açık bacak yaralarına (venöz ülser) ve enfeksiyonlara zemin hazırlar. En kritik risk ise damar içinde oluşan pıhtının (tromboflebit veya derin ven trombozu) akciğere atılarak hayati tehlike yaratmasıdır. Kısacası ihmal edilen varis, estetik bir kusurdan öte, uzuv sağlığını ve yaşamı tehdit eden ilerleyici bir hastalıktır.

Varis sadece estetik bir sorun mudur yoksa sağlık problemi midir?

Bu sorunun cevabı çok net: Varis kesinlikle bir sağlık problemidir. Kozmetik kaygılar, işin sadece vitrin kısmıdır. Olayın teknik kısmını şöyle hayal edebilirsiniz: Evinizin duvarının içinden geçen su borularında bir kaçak var ve bu kaçak nedeniyle duvarda küçük bir rutubet lekesi oluşmuş. Siz sadece o lekeyi boyayarak sorunu çözemezsiniz, çünkü asıl sorun duvarın içindeki basınç ve sızıntıdır.

Varis hastalığında da durum böyledir. Bacaklarımızdaki toplardamarların içinde, kirli kanı yerçekimine inat yukarı, yani kalbe doğru taşıyan kapakçıklar bulunur. Bu kapakçıklar bozulduğunda kan yukarı çıkamaz ve aşağıda, ayak bileklerine doğru geri kaçar. Biz buna “reflü” diyoruz. Bu kaçak, bacak içindeki basıncı tehlikeli boyutlara ulaştırır. Tedavi edilmediğinde, bacak toplardamarlarındaki basınç sürekli yüksek kalır (venöz hipertansiyon). Bu yüksek basınç, başlangıçta sadece damar genişlemesi yaparken, zamanla damar duvarının geçirgenliğini bozar. Kanın içindeki sıvılar ve hücreler doku arasına sızmaya başlar. İşte bu noktada hastalık artık estetik bir sorun olmaktan çıkıp, doku hasarı yaratan tıbbi bir patolojiye dönüşür.

Tedavi edilmeyen varis günlük yaşamda hangi şikayetlere yol açar?

Hastalığın ilk evrelerinde vücut bize aslında ufak sinyaller gönderir ama biz bunları genellikle “günlük yorgunluk” sanarak geçiştiririz. Tedavi edilmeyen varis, sinsice ilerler ve yaşam kalitesini yavaş yavaş düşürür. Sabahları uyanıp yataktan kalktığınızda bacaklarınız kuş gibi hafiftir. Ancak gün ilerledikçe, yerçekiminin etkisiyle kan bacaklarda göllenmeye başlar. Öğleden sonra başlayan o tarif edilemez ağırlık hissi, hastalığın en tipik belirtisidir.

Hastalarımın tedavi öncesi yaşadığı en yaygın şikayetler şunlardır:

  • Akşamları artan bacak ağırlığı
  • Ayakkabıların dar gelmesine neden olan şişlik
  • Gece uykudan uyandıran kramplar
  • Bacaklarda yanma hissi
  • Sürekli bacakları hareket ettirme isteği
  • Çabuk yorulma
  • Kaşıntı

Bu şikayetler zamanla hastanın sosyal hayatını kısıtlamaya başlar. Hasta farkında olmadan uzun süre ayakta kalacağı aktivitelerden kaçınır, yazın sıcakta dışarı çıkmak istemez, seyahatler kabusa dönüşür. Vücut aslında “Dolaşım sistemim alarm veriyor, yardım et” demektedir.

Ciltte neden renk değişikliği ve kaşıntı meydana gelir?

Hastalık tedavi edilmeyip ilerlemeye devam ederse, yüksek basınç artık damar duvarından dışarıya madde sızıntısına neden olur. Özellikle ayak bileğinin iç kısmında başlayan değişimler dikkat çekicidir. Kanın içindeki kırmızı hücreler damar dışına sızar ve orada parçalanır. Bu hücrelerin içindeki demir pigmenti dokuya çöker. Sonuç olarak bacaklarda pas renginde, kahverengimsi lekeler oluşmaya başlar.

Bu durum sadece bir renk değişimi değildir. Cildin beslenmesi bozulduğu için “Staz Dermatiti” veya “Venöz Egzema” dediğimiz tablo gelişir. Bacaklarda inatçı bir kaşıntı başlar. Hasta bacağını kaşıdıkça cilt bütünlüğü bozulur, enfeksiyonlara açık hale gelir. Daha ileri aşamada ise cilt altı dokusu sertleşir. Bacak yumuşaklığını kaybeder, adeta tahta gibi sert bir dokuya dönüşür. Bilek bölgesi incelirken, baldır kısmı şiş kalır ve bacak “ters şişe” görünümü alır. Bu doku sertleşmesi, cildin kanlanmasını iyice bozar ve artık geri dönüşü zor bir yola girilmiş olur.

Varis yarası (venöz ülser) nedir ve neden korkulmalıdır?

Tedavi edilmeyen varis hastalığının en dramatik ve hasta için en zorlayıcı sonucu venöz ülserlerdir. Bunlar genellikle ayak bileğinin iç kısmında açılan, kendiliğinden iyileşmeyen ve sürekli akıntı yapan açık yaralardır. Bu aşamaya gelindiğinde, hasta artık ciddi ve zahmetli bir tıbbi bakım sürecine muhtaç kalır.

Venöz ülserlerin özellikleri şunlardır:

  • Genellikle ayak bileği iç kısmında oluşması
  • İyileşmenin çok yavaş olması
  • Yüksek enfeksiyon riski taşıması
  • Ciddi ağrıya neden olması
  • Sürekli pansuman gerektirmesi
  • Tekrarlama eğiliminin yüksek olması

Bu yaraların temel sebebi dışarıdan gelen bir mikrop veya kesik değil içeriden, damarlardan gelen yüksek basınçtır. Dolaşım düzeltilmediği sürece, yaranın üzerine dünyanın en pahalı kremini de sürseniz iyileşme ya çok zor olur ya da hiç olmaz. Yıllarca açık yarayla yaşayan, sürekli pansuman malzemesi taşımak zorunda kalan, enfeksiyon riskiyle ve kötü koku endişesiyle evden çıkamayan hastalarımız var. Amacımız sizi asla bu aşamaya getirmemektir.

Varis pıhtı yapar mı ve hayati risk taşır mı?

Belki de en çok sorulan ve en ciddiye alınması gereken soru budur. Cevap maalesef evet. Tedavi edilmeyen varisler pıhtılaşma riskini belirgin şekilde artırır. Kan, doğası gereği akışkan olmalıdır. Bir nehir gibi sürekli akmalıdır. Eğer damar içinde göllenir, bekleşir ve yavaşlarsa pıhtılaşmaya meyil eder.

Bu durum iki farklı risk tablosuyla karşımıza çıkar. İlki “Yüzeyel Tromboflebit”tir. Cildin hemen altındaki o kıvrımlı varislerin içinde pıhtı oluşur. Bacakta aniden beliren sertlik, kızarıklık ve şiddetli ağrı ile kendini gösterir.

İkincisi ve çok daha tehlikeli olanı ise “Derin Ven Trombozu”dur. Yüzeydeki kirli kanı taşıyamayan sistem derin damarları da zorlamaya başlarsa, ana toplardamarlarda pıhtı oluşabilir. Bu durum acil bir tıbbi tablodur. Bacak aniden şişer ve morarır. Asıl hayati risk ise bu pıhtının yerinden kopup kan akımıyla akciğerlere gitmesidir. “Akciğer Embolisi” dediğimiz bu durum hayati tehlike yaratabilir. Varis tedavisi olmak, sadece bacak sağlığını değil bu tür riskleri de ortadan kaldırmak demektir.

Pıhtı riskini artıran durumlar şunlardır:

  • Uzun uçak veya otobüs yolculukları
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Yetersiz sıvı tüketimi
  • Sigara kullanımı
  • Aşırı kilo
  • Hamilelik süreci

Tanı sürecinde Doppler ultrason neden gereklidir?

Hastalığın tedavisinde başarı, tamamen doğru haritalandırmaya bağlıdır. Dışarıdan gözle gördüğünüz varisler, sorunun kaynağı olmayabilir; onlar sadece bir sonuçtur. Sorunun asıl kaynağını, yani hangi kapakçığın kaçırdığını, hangi ana damarın yetersiz kaldığını anlamak için “Ayakta Renkli Doppler Ultrasonografi” incelemesi şarttır.

Bu işlem tamamen ağrısızdır ve radyasyon içermez. Biz bu incelemeyi yaparken, hastamızın özellikle ayakta durmasını isteriz çünkü yerçekimi etkisiyle kanın geri kaçışını en net bu şekilde görürüz. Doppler ultrason bize bacağınızın içindeki damar ağının detaylı bir haritasını çıkarır. İçerideki ana damarlarda kaçak var mı? Derin damarlar açık mı? Pıhtı var mı? Tüm bu soruların cevabını almadan tedavi planlamak, karanlıkta yolunu bulmaya çalışmak gibidir. Doğru tanı, nokta atışı tedaviyi ve kalıcı çözümü getirir.

Güncel yöntemlerle varis tedavisi nasıl yapılır?

Pek çok hastamızın tedaviden kaçmasının nedeni, zihinlerinde yer etmiş olan eski usül, ağrılı ve dikişli ameliyatlardır. Ancak tıp teknolojisi bu alanda devrim yarattı. Artık varis tedavisini “ameliyatsız” yöntemlerle, hastanede yatış gerektirmeden gerçekleştiriyoruz.

Bugün uyguladığımız modern tedaviler şunlardır:

  • Endovenöz Lazer Ablasyon (EVLA)
  • Radyofrekans Ablasyon (RFA)
  • Biyolojik Yapıştırıcı (Glue)
  • Skleroterapi (Köpük tedavisi)

Bu yöntemlerin mantığı şudur: Sorunlu olan kapağı bozuk damarı vücuttan söküp çıkarmak yerine, onu içeriden kapatarak iptal etmek. İşlem lokal anestezi altında yapılır. Ultrason eşliğinde damarın içine iğne deliği kadar küçük bir noktadan girilir. Lazer / Radyofrekans  ısısı veya özel yapıştırıcılar kullanılarak damar kapatılır.

Vücut zaten bu bozuk damarı kullanmadığı ve kanı diğer sağlıklı damarlardan götürdüğü için, bu işlemin dolaşıma hiçbir zararı yoktur; aksine kaçak önlendiği için dolaşım rahatlar. Hasta işlem sırasında ağrı duymaz, narkoz almasına gerek kalmaz. Yaklaşık 30-45 dakika süren işlemden sonra hasta yürüyerek evine dönebilir. Dikiş yoktur, iz yoktur ve iyileşme süreci son derece hızlıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button