İç varis veya tıbbi terminolojideki karşılığıyla Kronik Venöz Yetmezlik (KVY), bacakların derin toplardamarlarında bulunan kapakçıkların bozulması sonucu kanın kalbe doğru taşınamayıp geriye kaçması (reflü) ve damar içinde göllenmesidir. Dışarıdan bakıldığında cilt yüzeyinde belirgin kıvrımlı damarlar görülmese bile, derin sistemde artan venöz basınç dolaşım fizyolojisini bozar. Halk arasında sıklıkla gizli varis olarak adlandırılan bu tablo; bacaklarda şiddetli ağrı, ağırlık hissi ve inatçı ödem ile karakterize olup, estetik bir sorundan ziyade tedavi gerektiren ciddi bir dolaşım bozukluğudur.
İç Varis Nedir ve Neden Oluşur?
Bacaklarımızdaki toplardamarların görevi, vücudun en alt noktasındaki kirli kanı, yerçekimine meydan okuyarak yukarıya, yani kalbe ve akciğerlere taşımaktır. Bu mühendislik harikası bir sistemle gerçekleşir. Damarlarımızın içinde, kan yukarı çıkarken açılan, ancak kan yerçekimiyle aşağı düşmeye çalıştığında “tak” diye kapanan minik kapakçıklar bulunur:
İç varis dediğimiz durum bu kapakçıkların bozulmasıyla başlar. Eğer bu kapakçıklar tam kapanamazsa, yukarı gitmesi gereken kanın bir kısmı aşağıya, ayak bileklerine doğru geri kaçar. Biz buna “reflü” veya “kaçak” diyoruz. Sürekli aşağı doğru basınç yapan bu kan sütunu, zamanla bacağın derinlerindeki ana damarları genişletir. İşte bu duruma iç varis diyoruz. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey görmeyebilirsiniz çünkü problem cildin hemen altında değil kasların arasında, derindedir. Ancak içerideki basınç artışı (venöz hipertansiyon), bacağın metabolizmasını ve sağlığını yavaş yavaş bozar.
İç Varis Belirtileri Nelerdir?
Hastalığın en sinsi yanı dışarıdan bakıldığında bacaklarınızın pürüzsüz görünebilmesidir. “Benim damarlarım çıkık değil varisim olamaz” demeyin. Vücudunuz size başka yollarla sinyal gönderiyor olabilir. Özellikle sabahları rahat uyanıp, günün ilerleyen saatlerinde artan şikayetleriniz varsa dikkatli olmalısınız.
Genellikle hastalarımın tarif ettiği en yaygın belirtiler şunlardır:
- Bacaklarda ağırlık hissi
- Akşamları artan yorgunluk
- Ayak bileklerinde şişlik
- Bacaklarda yanma
- Gece krampları
- Kaşıntı
- Karıncalanma
- Huzursuz bacak hissi
Bu belirtiler arasında özellikle “ağırlık hissi” çok tipiktir. Hastalarımız bunu “Sanki bacaklarıma kum torbaları bağlanmış gibi” veya “Akşam eve gelince bacaklarımı koyacak yer bulamıyorum” şeklinde ifade ederler. Eğer ayakkabılarınız sabah rahatken akşam sıkıyorsa, çorap lastikleriniz bileklerinizde derin izler bırakıyorsa, bu durum venöz yetmezliğe bağlı ödemin bir işareti olabilir.
İç Varis Tanısı Nasıl Konulur?
Doğru tedaviye giden yol, kesin ve hatasız bir tanıdan geçer. İç varis tanısında fiziksel muayene bize fikir verir ancak asıl olan gözümüzle göremediğimiz derin damarların haritasını çıkarmaktır. İşte bu noktada devreye “Renkli Doppler Ultrasonografi” girer. Bu tetkik, bizim en büyük yardımcımızdır.
Doppler ultrasonu, hamilelerde bebeği görmek için kullanılan ultrason cihazlarına benzer, ancak kan akışını renklendirerek ve ses dalgalarına dönüştürerek bize gösterir. Burada çok kritik bir nokta var: Bu incelemenin mutlaka hasta ayaktayken de yapılması gerekir. Çünkü hasta yatar pozisyondayken yerçekimi etkisi ortadan kalkar ve damarlardaki kaçak (reflü) gizlenebilir.
Doppler incelemesi sırasında şu verilere ulaşmayı hedefleriz:
- Hangi damarda kaçak var
- Kaçağın şiddeti ne kadar
- Damar çapı kaç milimetreye ulaşmış
- Pıhtı var mı
Bu haritalama işlemi, tedavinin başarısı için hayati önem taşır. Yanlış haritalama, yanlış tedaviye veya yetersiz müdahaleye yol açabilir. Bu nedenle ultrason incelemesini bizzat kendimiz yapmayı veya sürece aktif olarak dahil olmayı tercih ederiz.
İç Varis Tedavi Edilmezse Ne Gibi Sorunlar Yaşanır?
Pek çok hasta, varisi sadece estetik bir kusur olarak görüp tedaviyi erteler. Ancak iç varis ilerleyici bir hastalıktır ve kendi kendine düzelmez. Basınç sürekli yüksek kaldığında, bacak dokularının beslenmesi bozulmaya başlar.
Tedavi edilmeyen hastalarda karşılaştığımız komplikasyonlar şunlardır:
- Cilt renginde koyulaşma
- Bacak yaraları
- Ciltte kalınlaşma
- Egzama benzeri döküntüler
- Damar içi pıhtılaşma
- Akciğer embolisi riski
- Kanamalar
Bu listedeki “Bacak Yaraları” (Venöz Ülser) ve “Pıhtılaşma” (Derin Ven Trombozu) en çok çekindiğimiz durumlardır. Bacakta sürekli göllenen kan, pıhtılaşmaya meyillidir. Buradan kopan bir pıhtının akciğere gitmesi hayati tehlike yaratabilir. Bu nedenle iç varis tedavisi, aslında koruyucu hekimlik açısından da büyük önem taşır.
Varis Çorabı ve İlaçlar İç Varis Tedavisinde Yeterli midir?
Hastalarımızın en sık sorduğu sorulardan biri, ameliyat veya işlem olmadan sadece ilaçla iyileşip iyileşmeyecekleridir. Burada dürüst olmak gerekirse, cevap ne yazık ki hayırdır. Varis çorapları ve damar güçlendirici ilaçlar, hastalığın “kök nedenini” ortadan kaldırmaz.
Bu yöntemlerin sağladığı faydalar şunlardır:
- Ağrıyı hafifletmek
- Şişliği azaltmak
- Kramp şikayetlerini azaltmak
- Hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak
Ancak bozulmuş ve kapakçıkları işlevini yitirmiş bir damarı, hiçbir ilaç veya çorap eski haline getiremez. Bu mekanik bir sorundur ve mekanik bir çözüm gerektirir. Konservatif tedavileri genellikle işlem öncesinde hastayı rahatlatmak, hamilelik gibi müdahale edemediğimiz dönemlerde şikayetleri baskılamak veya işlem sonrasında iyileşmeyi desteklemek için kullanırız. Kalıcı çözüm ise mutlaka o bozuk damarın kapatılmasından geçer.
Modern Tıpta Ameliyatsız Varis Tedavisi Seçenekleri Nelerdir?
Eskiden varis tedavisi denilince akla gelen o korkutucu, hastayı günlerce yatağa bağlayan, ağrılı ve dikişli “damar sökme” ameliyatlarını artık tarih sayfalarına gömdük diyebiliriz. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte “Girişimsel Yöntemler” adını verdiğimiz, son derece konforlu, kesi ve dikiş gerektirmeyen tedaviler altın standart haline geldi.
Bu yeni yöntemlerin temel mantığı şudur: Bozuk damarı söküp çıkarmak yerine, onu olduğu yerde kapatarak (iptal ederek) devre dışı bırakmak. Vücut zaten bu bozuk damarı kullanamadığı ve kanı orada göllendirdiği için, damarın kapatılması dolaşımı rahatlatır. Kan, sağlıklı diğer damarlara yönlenerek yoluna devam eder.
Günümüzde en sık kullandığımız yöntemler şunlardır:
- Endovenöz Lazer Ablasyon
- Radyofrekans Ablasyon
- VenaSeal Yapıştırma
- Köpük Skleroterapi
Bu yöntemlerin hepsi, hastanede yatış gerektirmeyen, lokal anestezi ile yapılabilen ve hastanın yürüyerek evine dönebildiği işlemlerdir. Şimdi bu yöntemleri biraz daha detaylandıralım.
Lazer ve Radyofrekans Yöntemleri Nasıl Uygulanır?
Lazer (EVLA) ve Radyofrekans (RFA), “Termal Ablasyon” yani ısı enerjisiyle damarı kapatma yöntemleridir. Bu teknikler yaklaşık 20 yıldır güvenle kullanılmakta ve başarısını kanıtlamış durumdadır.
İşlemin aşamaları genel olarak şöyledir:
- Hasta uyanıktır, sadece bacağı uyuşturulur.
- Ultrason eşliğinde, iğne deliği kadar küçük bir noktadan damar içine girilir.
- Damar içine ince bir fiber veya kateter yerleştirilir.
- Damar çevresine özel bir sıvı verilerek anestezi sağlanır.
- Cihaz çalıştırılır ve kontrollü ısı verilerek damar içeriden yakılır.
- Isı etkisiyle damar büzüşür ve kapanır.
Bu yöntemlerin en büyük avantajı, başarı oranlarının çok yüksek (%95 üzeri) olmasıdır. Özellikle geniş çaplı damarlarda (büyük safen ven gibi) lazer ve radyofrekans son derece etkilidir. İşlem sırasında hasta ağrı hissetmez, sadece damar çevresine yapılan uyuşturucu iğneleri sinek ısırığı gibi hisseder.
VenaSeal (Biyolojik Yapıştırma) Yöntemi Nedir?
Teknolojinin bize sunduğu yeni ve konforlu yöntemlerden biri de VenaSeal, yani halk arasındaki adıyla “Yapıştırma” tedavisidir. Bu yöntemde ısı kullanılmaz. Bunun yerine, doku ile uyumlu özel bir tıbbi yapıştırıcı (siyanoakrilat) kullanılır.
VenaSeal yönteminin sağladığı avantajlar şunlardır:
- Isı olmadığı için anestezi iğnelerine gerek kalmaz.
- Sinir hasarı riski yoktur.
- İşlem süresi çok daha kısadır.
- Sonrasında varis çorabı giyme zorunluluğu yoktur.
Bu yöntem “Öğle arası varis tedavisi” olarak da bilinir. Hasta işlemden hemen sonra işine veya sosyal hayatına dönebilir. Isı yöntemlerinde (Lazer/RFA) damar çevresine uyguladığımız tümesan anestezi (sıvı enjeksiyonu) bazı hastalar için gerginlik yaratabilirken, yapıştırma yönteminde buna ihtiyaç duyulmaması büyük bir konfor sağlar. Ancak her hasta yapıştırma tedavisine uygun olmayabilir; damar yapısının ve anatomisinin buna elverişli olması gerekir.
Köpük Tedavisi (Skleroterapi) Hangi Durumlarda Yapılır?
Köpük tedavisi, genellikle ana damar yetmezliklerinin tedavisinden ziyade, daha ince, kıvrımlı varislerin (yan dalların) veya işlem sonrası kalan küçük damarların temizlenmesinde kullanılır. Bazen de daha önce ameliyat olmuş ancak nüks etmiş hastalarda kurtarıcı bir yöntemdir.
İşlemin uygulanışı şöyledir:
- Özel bir ilaç hava ile karıştırılarak köpük kıvamına getirilir.
- Çok ince iğnelerle damar içine verilir.
- İlaç damar duvarını tahrip eder ve yapışmasını sağlar.
- Vücut zamanla bu kapanan damarı emer ve yok eder.
Köpük tedavisi, estetik sonuçları oldukça iyi olan bir yöntemdir. Ancak “basit bir iğne” gibi görülmemelidir. Deneyimli ellerde yapılması şarttır. Doz ayarı, ilacın veriliş hızı ve sonrasındaki baskı uygulaması, leke kalmaması ve başarının yüksek olması için kritiktir.
Tedavi Seçimini Neye Göre Yapıyoruz?
“En iyi yöntem hangisi?” sorusunun tek bir cevabı yoktur. En iyi yöntem sizin bacak yapınıza ve damar haritanıza en uygun olan yöntemdir.
Tedavi kararını etkileyen faktörler şunlardır:
- Damarın çapı
- Damarın derinliği
- Kıvrımlı olup olmaması
- Hastanın yaşı
- Ek hastalıkların varlığı
- Anatomik varyasyonlar
Örneğin çok genişlemiş (10-12 mm üzeri) bir damarda lazer veya radyofrekans daha iyi bir kapatma sağlayabilirken, daha düz ve orta çaplı bir damarda yapıştırma yöntemi konforuyla öne çıkabilir. Bazen de kombine tedaviler uygularız; yani ana damarı lazerle kapatıp, yan dallara aynı seansta köpük tedavisi yapabiliriz. Bu tamamen “terzi işi” bir planlama gerektirir.
Tedavi Sonrası İyileşme Süreci Nasıldır?
Girişimsel yöntemlerin en güzel yanı iyileşme sürecinin kısalığı ve kolaylığıdır. Hastalarımız işlem biter bitmez yürüyerek odalarına giderler ve kısa bir gözlem süresinden sonra taburcu edilirler.
İyileşme sürecinde beklediğimiz durumlar şunlardır:
- Hemen yürüyüşe başlanması
- Günlük hayata hızlı dönüş
- Hafif morluklar
- Hafif çekilme hissi
Hastalarımıza işlem sonrası “yatmayı” değil aksine “yürümeyi” öneririz. Yürümek, bacak kaslarını çalıştırarak kan dolaşımını hızlandırır ve işlem başarısını artırır. İlk birkaç gün ağır sporlardan, hamam ve sauna gibi sıcak ortamlardan uzak durulmasını isteriz. Ancak ofis çalışması, ev işleri, alışveriş gibi günlük aktiviteler kısıtlanmaz. Çoğu hastamız “Keşke bu kadar ertelemeseydim, boşuna çekmişim” diyerek memnuniyetini dile getirir.
Tedavi Sonrası Varis Tekrarlar mı?
Varis, genetik altyapısı olan kronik bir hastalıktır. Bu nedenle “ömür boyu garanti” vermek tıbben doğru değildir. Ancak şunu net bir şekilde söyleyebilirim: Bizim kapattığımız ana damar (örneğin Büyük Safen Ven), başarılı bir işlemden sonra tekrar açılmaz. O bölgedeki sorun kalıcı olarak çözülmüştür.
Ancak bacakta yüzlerce damar vardır. Eğer hasta yaşam tarzına dikkat etmezse, kilo alırsa veya genetik yatkınlığı çok güçlüyse, yıllar içinde farklı damarlarda yeni yetmezlikler gelişebilir.
Nüks riskini azaltmak için yapılması gerekenler şunlardır:
- Düzenli yürüyüş yapmak
- Kilo kontrolü sağlamak
- Bol su içmek
- Uzun süre hareketsiz kalmamak
Ayrıca tedaviden sonraki takipler çok önemlidir. Biz hastalarımızı işlem sonrası 1. ay, 6. ay ve 1. yılda mutlaka kontrole çağırırız. Bu kontrollerde, yeni oluşmaya başlayan minik kaçaklar görürsek, hemen küçük bir “rötuş” (örneğin tek seans köpük tedavisi) ile sorunu büyümeden çözeriz. Bu sayede bacak sağlığını uzun yıllar korumak mümkün olur.
İç Varis Konusunda Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?
Toplumda kulaktan kulağa yayılan pek çok yanlış bilgi, hastaların tedavisini geciktirmesine neden oluyor. Bu yanlışları düzeltmek, tedaviye bakış açınızı değiştirebilir.
Sıkça karşılaştığımız efsaneler şunlardır:
- Yanlış: “Varis sadece estetik bir sorundur.”
- Doğrusu: Varis, pıhtı ve yara riski taşıyan tıbbi bir hastalıktır.
- Yanlış: “Ameliyat olursam daha kötü olur.”
- Doğrusu: Eski ameliyatlar için bu risk vardı ama yeni yöntemlerde nüks çok azdır.
- Yanlış: “Sülük tedavisi varisi geçirir.”
- Doğrusu: Sülük veya hacamat sadece geçici rahatlama sağlayabilir, kapakçığı onarmaz. Enfeksiyon ve pıhtı riski taşırlar.
- Yanlış: “Damarım kapatılırsa kanım nereden gidecek?”
- Doğrusu: Derin sistemdeki ana damarlar bu yükü rahatlıkla taşır, dolaşım daha da rahatlar.
- Yanlış: “Varis çorabı giyersem geçer.”
- Doğrusu: Çorap sadece şikayeti azaltır, tedavi etmez.

Op. Dr. İlker Zan, damar hastalıkları ve fleboloji (varis ve toplardamar hastalıkları) alanında uzun yıllardır uzmanlaşmış bir kalp ve damar cerrahıdır. 1995–2001 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi ihtisasını tamamlamıştır. 2011 yılından itibaren kapalı yöntem varis tedavileri uygulayarak, Türkiye’de bu alandaki öncü isimlerden biri olmuştur.
2019 yılında Alanya’da kurduğu Dr. Zan Varis Kliniği ile modern fleboloji uygulamalarını bölgeye kazandıran Dr. Zan, 2025 itibarıyla hizmetlerini Antalya’daki yeni kliniğinde sürdürmektedir. Kliniğinde her hastaya özel tanı ve tedavi planları sunmakta, endovenöz lazer (EVLT), radyofrekans (RF) ablasyon, köpük tedavisi, skleroterapi, CLACS ve ekoskleroterapi gibi minimal invaziv yöntemlerle ağrısız, izsiz ve kısa sürede iyileşme sağlayan çözümler sunmaktadır.
Dr. Zan, varisi yalnızca estetik bir problem olarak değil, ciddi bir damar sağlığı sorunu olarak ele almaktadır. Bilimsel, etik ve hasta odaklı yaklaşımıyla hastalarının yaşam kalitesini artırmayı hedeflemekte; Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği ve Avrupa Damar Cerrahisi Derneği (ESVS) üyesi olarak uluslararası standartlarda tedavi hizmeti sunmaktadır.

