Varis için hangi doktora gidilmesi gerektiği sorusu, tedavinin son yirmi yılda geçirdiği teknolojik evrim nedeniyle değişmiştir. Doğrudan yanıt olarak bu alanda uzmanlaşan iki temel branş Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) ve Girişimsel Radyoloji (GR) uzmanlarıdır. Günümüzde varis yönetimi, artık büyük cerrahi kesiler yerine, iğne deliğinden girilerek yapılan gelişmiş, görüntüleme destekli prosedürlere dayanmaktadır. Bu nedenle doğru doktoru seçerken önemli olan faktör, uzmanın bu modern tedavi yöntemlerindeki (minimal invaziv) deneyimi ve yetkinliğidir.

Varis neden sadece estetik bir sorun değildir?

Toplumda varis, genellikle bacaklardaki “örümcek ağı” benzeri ince kılcal damarlarla (telenjiektaziler) karıştırılır. Bunlar çoğunlukla estetik bir endişe kaynağıdır. Ancak “varisli ven hastalığı” dediğimizde, genellikle altta yatan daha ciddi bir sorundan bahsederiz: Kronik Venöz Yetmezlik (KVY).

Bu durum bacaklardaki toplardamarların içindeki tek yönlü açılan kapakçıkların bozulmasıyla ortaya çıkar. Bu kapakçıklar düzgün çalışmadığında, kirli kanı kalbe verimli bir şekilde geri pompalayamazlar. Sonuç olarak kan yerçekiminin etkisiyle bacaklarda birikmeye (buna “reflü” veya “kaçak” denir) ve damar içinde basıncı artırmaya başlar.

Bu artan basınç, sadece gözle görülür varislere değil aynı zamanda kişinin yaşam kalitesini ciddi şekilde düşüren semptomlara da yol açar. Eğer bu altta yatan basınç sorunu tedavi edilmezse şu belirtilere yol açar.

  • Ağrı
  • Bacaklarda ağırlık ve dolgunluk hissi
  • Özellikle akşama doğru artan şişlik (Ödem)
  • Gece krampları
  • Kaşıntı
  • Huzursuz bacak sendromu benzeri hisler

Hastalık ilerledikçe, bu basınç cilde zarar vermeye başlar. Ciltte renk değişikliği (kahverengi-mor lekeler), sertleşme (lipodermatoskleroz) ve en ileri aşamada iyileşmesi çok zor olan venöz ülserlere (açık yaralar) neden olabilir. Bu nedenle semptomlara neden olan varisler asla sadece estetik bir sorun değil tedavi edilmesi gereken tıbbi bir dolaşım bozukluğudur.

Varis tedavisi için hangi uzmana başvurmalıyım?

İşte en kritik soru budur ve cevabı modern tıp pratiğinde değişmiştir. Tarihsel olarak varis tedavisi, büyük cerrahi kesiler gerektirdiğinde vasküler cerrahi (damar cerrahisi) veya sadece kılcal damarlar söz konusu olduğunda dermatoloji alanlarının konusuydu.

Ancak günümüzde, “hangi doktora gidilir?” sorusunun yanıtı, spesifik bir unvandan ziyade, uzmanın sahip olduğu beceri setine yönelmiştir.

Modern varis tedavisi, iki temel uzmanlık alanının yetkinliklerinin kesiştiği bir noktadadır.

  • Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanları: Geleneksel olarak damar hastalıklarının hem cerrahi hem de medikal tedavisinden sorumlu olan uzmanlardır.
  • Girişimsel Radyoloji (GR) Uzmanları: Görüntüleme yöntemlerini (özellikle ultrason ve anjiyografi) kullanarak vücuda kesi yapmadan, iğne deliğinden girerek tedavi (minimal invaziv prosedürler) yapma konusunda uzmanlaşmış radyologlardır.

Günümüzde, bu iki uzmanlık alanı venöz hastalıkların tedavisinde o kadar yakınlaşmıştır ki uluslararası literatürde bu uzmanları tanımlamak için “Girişimsel Uzman” (Interventionalist) terimi kullanılmaktadır.

Çünkü modern varis tedavisinin temel taşı, iki temel yetkinliğe dayanır.

  • Venöz Dubleks Ultrason Yetkinliği: Tedavinin her aşamasında kritik olan ultrasonu bizzat yapabilme ve yorumlayabilme becerisi.
  • Endovasküler (Damar İçi) Tekniklere Hakimiyet: Kateter, lazer fiberi veya radyofrekans ablatör gibi cihazları ultrason rehberliğinde damar içine yerleştirip kullanabilme becerisi.

Hem modern KVC uzmanları hem de GR uzmanları, eğitimlerini ve günlük pratiklerini bu iki temel beceri üzerine kurarlar. Artık önemli olan uzmanın venöz anatomiye, hemodinamiye (kan akışı bilimi), ultrasona ve modern endovenöz ablasyon (damar içi kapatma) tekniklerine ne kadar hakim olduğudur. Bu uzmanlar, uygulamalarını uluslararası kuruluşların belirlediği, kanıta dayalı Klinik Uygulama Kılavuzlarına (CPG’ler) dayandırır.

Varis muayenesinde beni ne bekliyor?

Modern bir venöz hastalık uzmanına başvurduğunuzda süreç genellikle çok net adımlardan oluşur. İlk olarak uzmanınız sizinle detaylı bir sohbet (anamnez) yapacaktır. Semptomlarınızın ne olduğunu, ne zaman başladığını, nelerin artırıp nelerin azalttığını, daha önce DVT (derin ven trombozu) geçirip geçirmediğinizi, gebelik öykünüzü ve ailenizde varis olup olmadığını soracaktır.

Bu sohbetin ardından fizik muayeneye geçilir. Doğru bir varis muayenesinin kilit noktası, hastanın ayakta durmasıdır. Yerçekimi etkisiyle venöz basınç arttığında, sorunlu damarlar (hem gözle görülen pakeler hem de altta yatan kaçağın yarattığı gerginlik) belirgin hale gelir. Uzmanınız bacaklarınızı gözlemler, elle muayene eder ve sorunlu bölgeleri tespit eder.

Bu ilk değerlendirmenin ardından, sorunun kaynağını ve ciddiyetini belirlemek için en önemli adıma geçilir: Tanısal görüntüleme.

Varis tanısı için “altın standart” görüntüleme nedir?

Varis hastalığının ve altta yatan kronik venöz yetmezliğin (KVY) tanısında tartışmasız “altın standart” ve “birincil görüntüleme yöntemi” Venöz Dubleks Ultrason (VDUS)’dur.

Bu sadece bir “damar filmi” değildir. VDUS, iki farklı ultrason teknolojisini birleştirir.

  • B-Mod Görüntüleme: Damarların anatomisini, yani yerini, çapını ve içinde pıhtı olup olmadığını gösterir.
  • Dopler Görüntüleme: Damar içindeki kan akışını (hemodinami) sesli ve renkli olarak gösterir. Kanın doğru yöne (kalbe doğru) mi aktığını, yoksa kapakçık yetmezliği nedeniyle geriye doğru (reflü/kaçak) mı aktığını saptar.

Doğru bir tanı için bu incelemenin de tıpkı fizik muayene gibi, hasta ayakta dururken ve uzanmış pozisyonundayken yapılması şarttır. Ancak bu şekilde yerçekiminin venöz sistem üzerindeki etkisi değerlendirilebilir ve “kaçak” (reflü) doğru bir şekilde saptanabilir. Tıbbi olarak müdahale gerektiren patolojik reflü, bu inceleme sırasında 0.5 saniyeden daha uzun süren geriye doğru akım olarak tanımlanır. Bu ultrason, uzmana tam bir “yol haritası” çizer.

Varis tedavisinde ultrason neden bu kadar hayati bir rol oynar?

VDUS, modern venöz tedavi uzmanının (KVC veya GR) elindeki en güçlü araçtır. Sadece tanıda kullanılmaz; bakımın her aşamasında prosedürel bir rehberdir. Uzmanın ultrason cihazı üzerindeki yetkinliği, lazer veya radyofrekans cihazını kullanma becerisi kadar kritiktir.

Bu cihazın modern tedavideki çok yönlü rolleri şunlardır:

  • Tanı ve Haritalama (Sorunun kaynağını bulma)
  • Tedavi Planlaması (Hangi damar, hangi yöntem?)
  • İşlem Sırasında Rehberlik (Kateterin yerleşimi)
  • Anestezi Rehberliği (Tümesan sıvısının enjeksiyonu)
  • Köpük Tedavisinde Rehberlik (Köpüğün dağılımını izleme)
  • İşlem Sonrası Takip (Damar kapandı mı?)
  • Komplikasyon Taraması (DVT veya EHIT var mı?)

Bu nedenle işlemi yapacak uzmanın aynı zamanda ultrasonu bizzat yapan ve yorumlayan kişi olması, tedavinin başarısı için büyük önem taşır.

Varis hastalığımın ciddiyeti nasıl sınıflandırılıyor?

Uzmanınız, hastalığınızın şiddetini ve doğasını nesnel olarak sınıflandırmak için evrensel olarak kabul edilen CEAP sınıflandırmasını kullanacaktır. Bu sınıflandırmanın “C” (Klinik) bölümü, hastalığın ilerlemesini gösterir ve muayene bulgularınızı bir kategoriye yerleştirir.

Bu sınıflandırma, hastalığın ilerlemesini C0’dan C6’ya kadar gösterir.

  • C0: Görülebilir veya elle hissedilebilir belirti yok
  • C1: Telenjiektaziler (Örümcek ağı şeklinde kılcal damarlar)
  • C2: Varisli venler (Ciltten kabarık, \geq 3 mm çapında bükümlü damarlar)
  • C3: Ödem (Bacakta şişlik)
  • C4a/b: Cilt değişiklikleri (Renk koyulaşması, egzama [C4a] veya ciltte sertleşme [C4b])
  • C5: İyileşmiş venöz ülser (Eski yara izi)
  • C6: Aktif (açık) venöz ülser

Modern kılavuzlara göre, müdahale için birincil gerekçe “Semptomatik C2” hastalığıdır. Yani ağrı, kramp, şişlik, ağırlık hissi gibi semptomlara neden olan görünür varisler (C2) veya daha ileri evreler (C3-C6) tıbbi tedavi gerektirir.

Geleneksel varis ameliyatı (stripping) neden artık ilk tercih değil?

Varis tedavisindeki asıl devrim burada yatmaktadır. “Eski usül” cerrahi (Yüksek Ligasyon ve Stripping – HLS), yani kasıktan veya diz arkasından yapılan bir kesi ile ana yüzeyel venin (genellikle GSV) bağlanması ve ardından bir tel yardımıyla çekilip çıkarılması, on yıllarca “altın standart” olmuştur.

Ancak güncel uluslararası kılavuzlar (SVS, ESVS), semptomatik venöz yetmezliği olan hastalar için geleneksel cerrahi yerine minimal invaziv endovenöz ablasyonu (EVTA) “kuvvetle” önermektedir.

Bu değişimin nedeni, cerrahinin uzun vadede etkisiz olması değildir. Meta-analizler, modern yöntemler (EVTA) ile cerrahinin 3-5 yıllık takipte nüks (tekrarlama) oranlarının benzer olduğunu göstermektedir.

Cerrahiyi ikinci plana iten asıl neden, kısa vadeli morbidite yani hastaya verdiği rahatsızlık ve iyileşme sürecinin zorluğudur.

Modern yöntemlerin (EVTA) cerrahiye üstünlüğü şunlardır:

  • Daha az ağrı
  • Daha hızlı iyileşme ve normal hayata dönüş
  • Daha az morarma ve hematom (kan birikmesi)
  • Daha düşük enfeksiyon riski (Kesi olmadığı için)
  • Daha az sinir hasarı (Parestezi – uyuşukluk)

Buna karşılık, modern endovenöz yöntemler lokal anestezi altında, ofis/klinik şartlarında yapılır, hasta işlemden hemen sonra yürüyerek evine gider ve ertesi gün işine dönebilir. Bu “iyileşme konforu” devrimi, cerrahiyi istisnai durumlar (örn. çok büyük çaplı venler, venöz anevrizmalar) dışında birincil seçenek olmaktan çıkarmıştır.

Modern varis tedavisi: “Termal Ablasyon” (EVTA) nedir?

Termal ablasyon, “ısı ile damar içinden kapatma” anlamına gelir ve modern tedavilerin temelini oluşturur. Bu yöntemde sorunlu ana damar (GSV veya SSV) ultrason rehberliğinde bir iğne deliğinden girilerek, içeriden verilen ısıyla kapatılır ve devre dışı bırakılır. Kan, doğal olarak sağlıklı olan derin venöz sisteme yönlendirilir.

İki ana türü vardır:

  • Endovenöz Lazer Ablasyonu (EVLA / EVLT): Damar içine ultrason rehberliğinde yerleştirilen ince bir lazer fiberi aracılığıyla yoğun lazer enerjisi verilir. Bu enerji, damar içinde ani ve yüksek bir ısı (700°C’nin üzerinde) oluşturarak ven duvarında geri döndürülemez bir hasar yaratır. Damar büzüşür, kapanır ve zamanla vücut tarafından emilerek fibrotik bir korda dönüşür.
  • Radyofrekans Ablasyonu (RFA): Lazer yerine, ucunda bir ısıtma elemanı bulunan özel bir kateter kullanılır. Bu kateter, radyofrekans enerjisi kullanarak ven duvarını daha kontrollü bir sıcaklıkta (genellikle 120°C) ısıtır. Bu termal enerji, ven duvarının protein yapısını bozarak “pişirir”, büzüşmesine ve kalıcı olarak kapanmasına (oklüzyon) neden olur.

Her iki yöntem de son derece etkilidir ve yüksek uzun vadeli (3-5 yıl) kapanma oranlarına (%95’in üzerinde) sahiptir.

Varis tedavisinde Lazer (EVLA) ile Radyofrekans (RFA) arasında bir fark var mı?

Her ikisi de “termal ablasyon” olup, mükemmel sonuçlar verseler de aralarında etkinlikten çok “hasta konforu” ile ilgili nüanslar vardır. Etkinlikleri benzer olsa da RFA’nın çalışma prensibi (daha düşük ve kontrollü ısı) ona bazı avantajlar sağlayabilir.

Karşılaştırmalı çalışmalar RFA’nın EVLA’ya göre şunlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir.

  • Daha az işlem sonrası ağrı
  • Daha az morarma (ekimoz)
  • Daha az parestezi (sinir hasarına bağlı uyuşukluk)

Ancak her iki yöntem de “termal” (ısıya dayalı) oldukları için, ortak ve kritik bir gereksinimleri vardır: Tümesan Anestezi.

Varis tedavisindeki “Tümesan Anestezi” nedir ve neden bu kadar önemlidir?

Tümesan anestezi, hem RFA hem de EVLA prosedürlerinin kritik ve ayrılmaz bir parçasıdır. Bu damarın tüm uzunluğu boyunca, yine ultrason rehberliğinde, seyreltik bir lokal anestezik solüsyonunun (genellikle serum fizyolojik, lidokain ve bikarbonat karışımı) enjeksiyonunu içerir:

Bu adımın üç temel ve hayati işlevi vardır:

  • Anestezi (İşlem sırasında ısıdan kaynaklanacak ağrıyı engellemek)
  • Venöz Kompresyon (Damarı sıkıştırıp lazer/RFA’nın duvarla temasını artırmak)
  • Isı Emici (Koruyucu kalkan)

Bu “Isı Emici” (Heat Sink) özelliği en önemlisidir. Enjekte edilen sıvı, tedavi edilen ven ile çevre dokular (özellikle cilt ve komşu sinirler) arasında koruyucu bir sıvı bariyeri oluşturur. Bu termal enerjinin (ısının) ven duvarının dışına yayılmasını önleyerek cilt yanıkları veya sinir hasarı (parestezi) gibi termal komplikasyonların riskini en aza indirir. Bu EVTA’nın başarısının temelidir.

Varis tedavisinde “Yapıştırıcı” (VenaSeal) yöntemi nasıl çalışır?

(Siyanoakrilat Embolizasyonu – CAC). Bu yöntemde ısı veya lazer kullanılmaz. Tıbbi sınıf, özel olarak formüle edilmiş bir siyanoakrilat “yapıştırıcı” kullanılır.

Ultrason rehberliğinde, bir dağıtım kateteri aracılığıyla hasta venin içine kontrollü bir şekilde küçük damlalar halinde bu yapıştırıcı enjekte edilir. Yapıştırıcı kanla temas ettiğinde saniyeler içinde polimerleşir (sertleşir), ven duvarlarını birbirine yapıştırarak anında tıkanmaya (oklüzyon) neden olur.

Bu NTNT paradigmasının getirdiği başlıca avantajlar şunlardır:

  • Tümesan anestezi gerekmez (Sadece tek bir giriş iğnesi)
  • Termal sinir hasarı riski yoktur
  • Cilt yanığı riski yoktur
  • Genellikle daha kısa işlem süresi

İşlem sonrası kompresyon çorabı gerekmeyebilir (veya daha kısa süre gerekir)

Bu yöntem termal riskleri kimyasal/implant kaynaklı risklerle değiştirir. En sık görülen komplikasyon, genellikle kendi kendini sınırlayan ve anti-enflamatuar ilaçlarla yönetilen bir inflamatuar reaksiyon olan flebittir (damar iltihabı). Ayrıca bu yöntem geniş variköz damarlarda kapanma sağlayamayabilir.

Varis tedavisinde “Mekanokimyasal Ablasyon” (MOCA / ClariVein) nedir?

MOCA, diğer bir popüler NTNT tekniğidir ve “hibrit” veya “ikili hasar” yaklaşımını kullanır. ClariVein kateteri, iki şeyi aynı anda yapar:

  • Mekanik Hasar: Kateterin ucunda yüksek hızda dönen özel bir tel ucu, venin iç yüzeyine (endoteline) mekanik olarak hasar verir ve damarda spazm yaratır.
  • Kimyasal Hasar: Eş zamanlı olarak kateterin ucundan bir sıvı sklerozan (damarı kimyasal olarak yakan bir ilaç) dağıtılır.

Mekanik hasar ve kimyasal ajanın bu sinerjistik kombinasyonu, venin kapanmasını sağlar. Avantajları yapıştırıcı ile aynıdır: Tümesan anesteziye gerek yoktur ve termal sinir hasarı riski bulunmaz. Sınırlaması ise, oklüzyon (kapanma) oranlarının, özellikle çok geniş çaplı venlerde, termal ablasyona (RFA/EVLA) göre biraz daha düşük olabilmesidir.

Ana damar (GSV) kapatıldıktan sonra görünür varislerim nasıl kaybolacak?

Bu hastaların en sık sorduğu ve en çok kafa karıştıran konudur. Yukarıda bahsedilen tedavilerin (RFA, EVLA, VenaSeal, MOCA) tümü, sorunun kaynağını tedavi etmeye yöneliktir. Yani gözle görülmeyen, derinde seyreden ana yüzeyel venlerdeki (GSV veya SSV) kaçağı (reflü) durdururlar.

Ancak bu ana damarın kapatılması, o damara bağlı olan ve zaten genişlemiş olan görünür, kabarık tributary (yan dal) varikoziteleri (pakeleri) her zaman sihirli bir şekilde ortadan kaldırmaz. Bu pakeler, içlerindeki basınç kaynağı (reflü) kesildikten sonra bir miktar küçülse de genellikle kozmetik ve semptomatik olarak rahatsızlık vermeye devam ederler.

Bu nedenle kapsamlı ven tedavisi genellikle “iki aşamalı” bir yaklaşımdır:

  • Aksiyel Reflünün (Kaynak) Tedavisi: EVTA veya NTNT yöntemleriyle ana damarın kapatılması.
  • Tributary Varikozitelerin (Semptom) Tedavisi: Görünen pakelerin giderilmesi.

Uluslararası kılavuzlar, aksiyel ven ablasyonu geçiren hastalarda, bu görünür yan dal varikozitelerinin de tedavi edilmesini önerir. Bu genellikle ana işlemle aynı seansta veya takip ziyaretinde (örn. 2-6 hafta sonra) yapılır.

Varis pakelerinin tedavisinde “Mikroflebektomi” nedir?

Bu o kabarık, görünür varisli pakelerin çıkarılması için “standart yöntem” ve “kanıtlanmış” bir tedavidir. İşlem ayaktan, lokal anestezi altında yapılır. Uzman, daha önce ayakta dururken işaretlediği varisli venler boyunca çok küçük (1-2 mm) insizyonlar veya 18-gauge iğne delikleri açar. Özel, küçük bir cerrahi kanca bu deliklerden sokularak veni yakalar ve segment segment dışarı çeker.

İnsizyonlar o kadar küçüktür ki dikiş gerektirmezler (genellikle estetik bantlarla kapatılır) ve “neredeyse” hiç iz bırakmadan iyileşirler.

Varis tedavisinde “Köpük Tedavisi” (Skleroterapi) ne zaman kullanılır?

Ultrason Rehberliğinde Köpük Skleroterapisi (UGFS), bir sklerozan ajanın (örn. Polidokanol) gazla (genellikle hava veya CO_2) karıştırılarak bir “köpük” oluşturulması esasına dayanır. Köpük, sıvı sklerozandan daha etkilidir çünkü kanı iter (seyrelmez) ve ven duvarıyla daha uzun süre temas ederek kimyasal ablasyona (hasara) neden olur.

Köpük tedavisi çok yönlü bir araçtır ve şu durumlarda kullanılır.

  • Tributary Venler (Pakeler) (Flebektomiye alternatif olarak)
  • Rekürren Venler (Nüks eden, tekrarlayan damarlar)
  • Tortuöz Venler (Kateterin giremeyeceği kıvrımlı damarlar)
  • Kılcal Damarlar (Düşük konsantrasyonda, estetik amaçlı)
  • Ana Damarlar (Sadece çapı 6mm’den küçükse)

Ancak kılavuzlar, uzun vadeli sonuçlar öncelikliyse, ana aksiyel venler için EVTA (RFA/EVLA) veya NTNT’nin köpük tedavisine tercih edildiğini belirtir.

Varis tedavisi sonrası iyileşme süreci nasıldır?

Modern minimal invaziv tedavilerin en büyük avantajı iyileşme sürecidir.

İyileşme süreci genellikle hızlı ve basittir.

  • Hemen yürüme (DVT riskini azaltmak için şart)
  • Kompresyon çorabı (Genellikle 7 gün, VenaSeal hariç)
  • Normal aktiviteye hızlı dönüş (Ertesi gün işe dönüş)
  • Ağır spordan kaçınma (1-2 hafta)
  • Takip VDUS (Kontrol ultrasonu)

Hastalar işlemden hemen sonra yürüyerek evlerine giderler.

Modern varis tedavilerinin komplikasyon riskleri nelerdir?

Minimal invaziv prosedürler son derece güvenli olsa da her tekniğin kendine özgü bir risk profili vardır ve uzmanlar bu riskleri bilir ve yönetir.

Her tekniğin kendine özgü, nadir de olsa, risk profili vardır:

  • Venöz Tromboembolizm (DVT/PE – En ciddi ama çok nadir)
  • EHIT (Termal ablasyona (RFA/EVLA) özgü bir pıhtı uzantısı)
  • Sinir Hasarı (Parestezi) (En çok cerrahi ve EVLA’da NTNT’de yok)
  • Flebit (İnflamasyon, özellikle VenaSeal’de yaygın, geçici)
  • Cilt Pigmentasyonu (En çok köpük tedavisi sonrası)

EHIT gibi potansiyel komplikasyonlar, işlem sonrası yapılan takip VDUS ile aktif olarak taranır ve gerekirse yönetilir. Flebit genellikle anti-enflamatuar ilaçlar ve kompresyon ile kolayca tedavi edilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button