Kronik Venöz Yetmezlik ve varis hastalığı dereceleri, uluslararası standart olan CEAP sınıflandırması ile C0’dan C6’ya kadar yedi ayrı klinik evrede kategorize edilir. Bu sistem, hastalığın dışarıdan belirti vermeyen başlangıç aşamasından, belirgin varis pakelerine ve iyileşmeyen ayak bileği yaralarına kadar uzanan ciddiyet seviyesini netleştirir. Bacak toplardamarlarındaki kapakçık yetmezliğinin yarattığı basınç ve doku hasarına göre belirlenen bu evreler, problemin kozmetik mi yoksa ciddi bir dolaşım bozukluğu mu olduğunu ayırt etmemizi sağlar. Doğru tedavi haritası, ancak hastalığın mevcut evresinin Doppler Ultrasonografi ve klinik muayene ile kesin olarak tespit edilmesiyle oluşturulabilir.

Kronik Venöz Yetmezlik Nedir ve Neden Oluşur?

Toplardamarların vücudumuzdaki temel görevi, dokularda kirlenen kanı temizlenmek üzere yerçekimine karşı koyarak akciğerlere ve kalbe geri taşımaktır. Bu zorlu yolculukta kanın aşağıya, yani ayaklara doğru geri kaçmasını engelleyen, damar içine yerleşmiş, tek yönlü çalışan kapakçıklar bulunur. Kronik Venöz Yetmezlik dediğimiz tablonun temelinde, işte bu kapakçıkların bozulması yatar.

Kapakçıklar tam kapanmadığında, kan yukarı çıkmak yerine yerçekimi etkisiyle aşağıya sızar. Tıbbi dilde “reflü” dediğimiz bu kaçak, bacak toplardamarlarında basıncın sürekli yüksek olmasına neden olur. Yüksek basınç zamanla damar duvarını genişletir, kapakçıkların arasını daha da açar ve kısır bir döngü başlar. Sonuç olarak bacaklarda göllenen kirli kan, doku hasarına, şişliklere ve varislere zemin hazırlar.

Varis Hastalığı İçin Kimler Risk Altındadır?

Bu hastalığın gelişiminde tek bir sebepten bahsetmek zordur; genellikle birden fazla faktör bir araya gelerek damar yapısını bozar. Klinik gözlemlerimize göre en sık karşılaştığımız risk faktörlerini aşağıda görebilirsiniz.

Risk faktörleri şunlardır:

  • Genetik yatkınlık
  • İlerleyen yaş
  • Kadın cinsiyet
  • Gebelik süreçleri
  • Hareketsiz yaşam tarzı
  • Uzun süre ayakta kalmak
  • Obezite
  • Geçirilmiş derin ven trombozu

Hastalığın Evreleri Nasıl Belirlenir?

Tıbbi pratiğimizde, hastalığın ciddiyetini belirlemek ve dünya genelinde ortak bir dil oluşturmak için CEAP adını verdiğimiz bir sınıflandırma sistemi kullanırız. Bu sistem, hastalığı C0’dan C6’ya kadar yedi farklı evreye ayırır. Bu evreleme sistemi, hastanın bacağındaki görsel ve fiziksel bulgulara dayanır ve tedavi haritasını çizerken bize yol gösterir.

Dışarıdan Görünmeyen Venöz Yetmezlik Olabilir mi?

Bu durum C0 evresi olarak adlandırılır ve hastaların en çok şaşırdığı tablolardan biridir. Bacağa dışarıdan bakıldığında herhangi bir varis pakesi, kılcal damar çatlaması veya şişlik görülmez. Hatta elle yapılan muayenede bile belirgin bir bulguya rastlanmayabilir. Ancak görünürde bir şey olmaması, içeride işlerin yolunda gittiği anlamına gelmez. Derin planda basınç artmıştır ve hasta, günün yorgunluğunu normalden çok daha şiddetli hisseder.

Bu evrede görülen şikayetler şöyledir:

  • Akşamları artan bacak ağrısı
  • Bacaklarda ağırlık hissi
  • Huzursuz bacak sendromu
  • Gece krampları
  • Ayak tabanında yanma
  • Sebepsiz kaşıntılar

Kılcal Damarlar ve Örümcek Ağı Görüntüsü Tehlikeli midir?

Hastalığın gözle görülür hale geldiği ilk aşama C1 evresidir. Burada karşımıza genellikle 1-2 milimetreden daha ince, ciltten kabarık olmayan, kırmızı veya mor renkli ince çizgilenmeler çıkar. Halk arasında örümcek ağı varisleri olarak bilinen bu yapılar genellikle hayati bir tehlike oluşturmazlar ve pıhtı atma riskleri son derece düşüktür. Ancak varlıkları, o bölgedeki yüzeyel basıncın arttığını gösterir.

Özellikle genç kadınlarda, hamilelik sonrası veya hormon kullanımıyla artış gösterebilirler. Eğer tedavi edilmezlerse zamanla yaygınlaşarak estetik açıdan rahatsız edici boyutlara ulaşabilirler. Bu evredeki temel yaklaşımımız genellikle Skleroterapi yani köpük tedavisi ve lazer gibi kozmetik odaklı ancak damarı kapatmaya yönelik işlemlerdir. Bu damarların yok edilmesi dolaşımı bozmaz, aksine rahatlatır.

Gerçek Varis Pakeleri Ne Zaman Ortaya Çıkar?

Hastaların bize “bacağımda damar çıktı” diyerek başvurduğu en tipik dönem C2 evresidir. Bu aşamada artık ciltten dışarıya doğru taşmış, parmakla dokunulduğunda hissedilebilen, çapları 4 milimetreyi aşan, kıvrımlı ve yeşilimsi renkli damarlar görülür. Bu damarlar genellikle bacağın iç yüzünde veya baldırın arkasında yer alan ana toplardamarların yetmezliği sonucunda oluşur.

C2 evresi kritik bir dönüm noktasıdır. Çünkü bu görüntü, sorunun sadece yüzeyel bir estetik problem olmadığını, derindeki ana sistemde yani Safen Venlerde ciddi bir mekanik kapak yetmezliği olduğunu kanıtlar. Tedavi stratejisi artık sadece görüneni yok etmek değil altta yatan ana kaçağı modern yöntemlerle kurutmaktır.

Bacaklarda Şişlik ve Ödem Neyi İşaret Eder?

Hastalık ilerledikçe, damar içindeki yüksek basınç artık damar duvarının geçirgenliğini bozmaya başlar. Kanın sıvı kısmı damar dışına, doku arasına sızar. Bu durum C3 evresi olarak tanımladığımız ödem tablosunu oluşturur.

Bu evredeki tipik belirtiler şunlardır:

  • Ayak bileği şişliği
  • Çorap lastiği izleri
  • Ayakkabıların sıkması
  • Baldırda gerginlik hissi

Bu ödem, basit bir yorgunluk belirtisi değil venöz sistemin iflas etmeye başladığının bir kanıtıdır. C3 evresinde müdahale edilmezse doku içindeki sıvı birikimi kronikleşir ve ciltte kalıcı hasarların oluşmasına zemin hazırlar.

Cilt Renginde Değişiklik ve Sertleşme Neden Olur?

Venöz yetmezliğin uzun süre tedavi edilmemesi, C4 evresi dediğimiz ciddi cilt değişikliklerine yol açar. Damar dışına sızan kan hücreleri parçalanarak dokuda demir birikimine ve toksik bir etkiye neden olur. Ayak bileği çevresinde kızarıklık, kaşıntılı egzama benzeri döküntüler ve kahverengi renk değişiklikleri başlar.

Zamanla cilt altı dokusu sertleşir, elastikiyetini kaybeder ve adeta odunsu bir kıvam alır. Bu evre, vücudun yara açılmak üzere olduğunu haykırdığı bir alarm durumudur. Doku beslenmesi bozulmuştur. Kaşıntı çok şiddetlidir ve hastanın yaşam kalitesini ciddi oranda düşürür. Bu aşamada yapılan tedaviler, cildin eski haline tam dönmesini sağlamasa da sürecin kötüleşmesini durdurmak için hayati önem taşır.

Varis Yarası ve Venöz Ülser Nasıl Tedavi Edilir?

Kronik Venöz Yetmezliğin en son ve en ağır tablosu C5 ve C6 evrelerindeki venöz ülserlerdir. Bacakta, genellikle ayak bileğinin iç kısmında, aktif, açık, sulanan ve iyileşmeyen bir yaranın bulunduğu durumdur. Venöz ülserler, hastalar için büyük bir ızdırap kaynağıdır ve enfeksiyon riski taşır.

Bu evredeki tedavi yaklaşımımız çok yönlüdür. Bir yandan yara bakımı yapılırken, diğer yandan ve en önemlisi, bu yarayı besleyen basınç kaynağının yani yetmezlikli damarın acilen kapatılması gerekir. Tecrübelerimiz göstermektedir ki aktif yara varken bile altta yatan damarın girişimsel yöntemlerle tedavi edilmesi, yaranın iyileşme hızını mucizevi şekilde artırmaktadır.

Tanı Koyarken Doppler Ultrason Nasıl Yapılmalıdır?

Fizik muayene bize çok şey anlatsa da modern tıpta tedavi kararı vermek için Doppler Ultrasonografi altın standarttır.

Doğru bir haritalama için hasta ayakta durmalı, karın içi basıncını artıran manevralar yapmalı ve hekim damar çaplarını, akım hızlarını ve kaçağın süresini milimetrik olarak ölçmelidir.

Tanı kriterleri şunlardır:

  • Yarım saniyeden uzun reflü
  • Damar çapı artışı
  • Kapakçık hasarı
  • Derin ven açıklığı

Modern Varis Tedavisi Yöntemleri Nelerdir?

Eskiden uygulanan, damarın bütünüyle sökülüp alındığı, narkoz gerektiren, ağrılı ve uzun iyileşme süreci olan klasik açık ameliyat yöntemleri artık tarihe karışmıştır. Günümüzde, minimal invaziv, hastayı günlük hayatından koparmayan, kesi ve dikiş gerektirmeyen yöntemleri tercih ediyoruz.

Endovenöz Lazer ve Radyofrekans ablasyon yöntemleri, büyük damar yetmezliklerinde sıkça kullandığımız, güvenilirliği kanıtlanmış tekniklerdir. Ultrason eşliğinde ince bir kateter ile damarın içine girilir ve ısı enerjisi kullanılarak damar içeriden yakılarak kapatılır. Vücut zamanla bu kapalı damarı emerek yok eder. İşlem lokal anestezi ile yapılır ve hasta yürüyerek evine dönebilir.

Lazer ve Yapıştırıcı Tedavisi Arasındaki Farklar Nelerdir?

Son yılların popüler ve hasta konforu yüksek tedavilerinden biri de  biyolojik yapıştırıcı, yani “Glue” yöntemidir. Bu teknikte, ısı enerjisi yerine dokuyla uyumlu özel bir tıbbi yapıştırıcı kullanılır. Lazerden farklı olarak ısı kullanılmadığı için damar çevresine çok sayıda iğne yapılmasına gerek yoktur.

Yapıştırıcı yönteminin avantajları şöyledir:

  • Anestezi ihtiyacı yoktur
  • Sinir hasarı riski yoktur
  • Varis çorabı gerekmez
  • İşlem süresi kısadır
  • Morarma riski azdır
  • Hemen sosyal hayata dönebilir.

Ancak dezavantajları da vardır. Vücutta emilemeyen sert bir yabancı cisim kalır. Ayrıca çok geniş damarlarda kapatamama sorunu yaşanabilir.

Tedavi İçin Ne Zaman Harekete Geçmelisiniz?

Kronik Venöz Yetmezlik, ne yazık ki kendi kendine düzelen bir durum değildir. Aksine, ihmal edildikçe ilerleyen ve komplikasyon riski artan bir hastalıktır. Bacaklarınızdaki ağrı, ağırlık hissi veya damar görüntüleri vücudunuzun size verdiği sinyallerdir. Erken teşhis, tedavinin çok daha basit, konforlu ve kısa sürede tamamlanmasını sağlar.

Cerrahi korkusuyla tedaviyi ertelemek, modern yöntemlerin sunduğu konfor düşünüldüğünde artık yersizdir. Özellikle ana damar çapı belli bir sınıra ulaştığında veya ciddi kaçak saptandığında, yetkin bir uzman tarafından yapılan doğru bir planlama ile bacak sağlığınızı korumak tamamen sizin elinizdedir. Unutmayın sağlıklı bacaklar yaşam kalitenizin temelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button