Skleroterapi & Köpük Tedavisi


Skleroterapi ve köpük tedavisi, varisli damarların kapatılmasını sağlayan enjeksiyon temelli minimal invaziv yöntemlerdir. Sklerozan madde sıvı veya köpük formda damara enjekte edilir, damar duvarında kontrollü inflamasyon oluşturularak lümen kapanması sağlanır. Bu işlem sonucunda varis görünümü azalır ve dolaşım düzenlenir.
Köpük skleroterapi, özellikle orta ve büyük çaplı yüzeyel damarların tedavisinde etkilidir. Köpük form, damar iç yüzeyiyle temas süresini artırarak etkinliği güçlendirir. Ultrason eşliğinde yapılan uygulama, enjeksiyonun doğruluğunu artırır ve komplikasyon riskini azaltır. İşlem genellikle lokal anestezi gerektirmez.
Skleroterapinin avantajları arasında hızlı iyileşme, düşük maliyet ve estetik açıdan başarılı sonuçlar bulunur. Tedavi sonrası hastalar günlük aktivitelerine kısa sürede dönebilirler. Kompresyon çoraplarının düzenli kullanımı, damar kapanmasını destekleyerek tedavinin kalıcılığını artırır.
Tedavi sonrası dönemde hafif kızarıklık veya morarma görülebilir ancak bu etkiler geçicidir. Düzenli takip ve ultrason kontrolü, yeni varis oluşumunun önlenmesi açısından önemlidir. Deneyimli bir hekim tarafından yapılan skleroterapi ve köpük tedavisi, venöz yetmezlikte güvenli ve etkili bir seçenek sunar.
| Bilmeniz Gerekenler | Bilgi |
| Tedavi Adı | Skleroterapi (Köpük Tedavisi) |
| Uygulama Alanı | Varis tedavisi (özellikle yüzeyel toplardamar varisleri) |
| Uygulama Şekli | Sklerozan madde köpük haline getirilerek damar içine enjekte edilir |
| Kullanılan Madde | Polidokanol veya benzeri sklerozan ajanlar |
| Etki Mekanizması | Damar iç yüzeyini tahrip ederek damarların büzüşmesini ve kapanmasını sağlar |
| Uygulama Süresi | 15–30 dakika arası (damar sayısına bağlı olarak değişebilir) |
| Seans Sayısı | 1–5 seans genellikle yeterlidir; varisin yaygınlığına göre değişebilir |
| Anestezi Gerekliliği | Genellikle gerekmez |
| Hastanede Kalış | Gerekli değildir, ayaktan tedavi uygulanır |
| İyileşme Süreci | Günlük yaşama genellikle aynı gün dönülebilir |
| Tedavi Sonrası Bakım | Varis çorabı giyilmesi önerilir (genellikle 1–2 hafta süreyle) |
| Yan Etkiler | Geçici morarma, hafif ağrı, ciltte renk değişikliği, nadiren damar içi pıhtı |
| Avantajları | Cerrahiye gerek kalmadan hızlı ve etkili bir çözüm sunar |
| Kimlere Uygulanabilir | Yüzeyel varisleri olan bireyler, özellikle kozmetik amaçlı tedavi isteyenler |
| Kimlere Uygulanmaz | Derin ven trombozu olanlar, hamileler, sklerozan maddeye alerjisi olanlar |
| Başarı Oranı | Yüksek; özellikle küçük ve orta boy varislerde başarılı sonuçlar alınır |
| Kalıcılık | Tedavi edilen damarlar genellikle kalıcı olarak kapanır; ancak yeni varis oluşumu engellenemez |
| Diğer Tedavilerle Kombinasyonu | Lazer, radyofrekans veya cerrahi yöntemlerle birlikte uygulanabilir |
| Takip Gerekliliği | Belirli aralıklarla hekim kontrolü önerilir |

Kalp ve Damar Cerrahisi uzmanlığı eğitimi sonrasında özellikle fleboloji ve damar cerrahisi alanında kendini geliştiren Op. Dr. İlker Zan, ameliyatsız varis tedavilerini yıllardır uygulamaktadır. Birçok devlet kurumu ve özel hastanede tedavilerini gerçekleştirdikten sonra, nihayet 2019 yılında Alanya’da kendi muayenehanesini kurarak tedavilerine burada devam etti. 2025 yılında ise Antalya’da kurucusu olduğu Dr. ZAN Vein Clinic bünyesinde hizmet vermeye devam ediyor.
Hakkımda İletişime GeçSkleroterapi, varisli damarların tedavisinde kullanılan minimal invaziv bir tıbbi prosedürdür. Bu yöntemde, hedef damarın içine sklerozan adı verilen özel bir madde enjekte edilir. Bu madde damar duvarında tahrişe yol açarak damarların büzüşmesini ve zamanla kapanmasını sağlar. Özellikle yüzeysel varis ve kılcal damarların tedavisinde etkili olan skleroterapi, genellikle ayakta yapılan ve iyileşme süresi kısa olan bir uygulamadır.
Skleroterapinin amacı, sorunlu damarı cerrahi olarak çıkarmak yerine, onu içeriden tahriş ederek kalıcı olarak kapatmaktır. Bu işlem “sklerozan” adı verilen özel bir ilaçla yapılır. Bu ilaç, çok ince bir iğneyle doğrudan sorunlu damarın içine verilir.
İlaç, damarın en iç tabakasına, yani ‘endotel’ dediğimiz ince zara temas eder. Bu temas, damar duvarında kasıtlı ve kontrollü bir hasar yaratır. Vücut bu bölgeyi iyileştirmek için hemen harekete geçer. Bu iyileşme süreci, damar duvarlarının birbirine yapışmasını ve kalıcı olarak kaynaşmasını sağlar. Tedavinin sonunda, o sorunlu damar artık kan taşıyamayan fibröz bir dokuya, yani bir ‘korda’ dönüşür. Vücut, zamanla bu işlevsiz damar kalıntısını emerek yok eder.
Bu kapatma işlemini yapan ilaçlara genel olarak ‘sklerozan’ denir. Etki etme şekillerine göre farklı gruplara ayrılırlar. Günümüzde modern tedavide en sık kullanılanlar ve Avrupa kılavuzlarının da önerdiği ajanlar ‘deterjan’ grubundaki ilaçlardır. Başlıca ajan türleri şunlardır:
Özellikle köpük tedavisinin temelini, deterjan grubundaki (POL ve STS) ilaçlar oluşturur.
Köpük tedavisi, skleroterapideki en önemli gelişmelerden biridir. Sıvı haldeki sklerozan ilacın, belirli bir oranda (genellikle 1 ölçek ilaca 4 ölçek hava) havayla karıştırılarak ‘mikro-köpük’ haline getirilmesidir. Bu işlem “Tessari Yöntemi” denilen basit bir teknikle, iki şırınga ve üç yollu bir musluk kullanılarak saniyeler içinde hazırlanır. Veya bunu günümüzde hazırlayan Varixio gibi cihazlarla hazırlayabiliyoruz.
Peki, neden sıvıyı köpüğe dönüştürme zahmetine giriyoruz? Cevap, köpüğün fiziksel özelliklerinde gizli.
Bir damara sıvı ilaç verdiğinizde, ilaç anında damardaki kanla karışır ve ‘seyrelir’. Konsantrasyonu düşer ve etkisi azalır.
Köpük ise çok daha yoğundur ve kanla karışmaz. Enjekte edildiğinde, kanı bir piston gibi iter ve damarı kandan temizler. Bu sayede ilaç tam konsantrasyonda, seyreltilmeden, damar duvarıyla çok daha uzun süre temas eder. Bu da tedavinin etkinliğini kat kat artırır.
Evet, özellikle belirli damar tiplerinde fark çok açıktır. Bilimsel çalışmalar ve meta-analizler bu farkı net olarak ortaya koymuştur.
Skleroterapi, en basit kılcal damar çatlamalarından (bunlara C1 denir) en ileri form olan venöz bacak ülserlerine (C6) kadar tüm damar sorunlarında kullanılabilen çok yönlü bir tedavidir. Tedavi edilebilen başlıca durumlar şunlardır:
Bu tedavinin başarısı için en kritik kararlardan biridir ve tamamen hedeflenen damarın çapına ve tipine bağlıdır. Uluslararası kılavuzlar bu ayrımı çok net yapar.
Kısacası kozmetik kılcallar dışında, bacakta gerçek bir venöz yetmezlik ve varis sorunu varsa, tercih edilen yöntem köpük tedavisidir.
Bu modern varis tedavisinin “altın standardı” ve “olmazsa olmaz” kuralıdır. Renkli Dupleks Ultrason (DUS), sadece ‘kaçak var mı, yok mu?’ diye bakan basit bir tanı aracı değildir; tüm tedavi planının yol haritasıdır.
Bacak damar sistemini bir ağaç gibi düşünün. Bazen hastanın bacağında gördüğü o kabarık varis, sadece ağacın ‘dalı’dır. Asıl sorun ise, derinde gizlenen ve gözle görülmeyen ana ‘kök’ damardaki (genellikle kasıktaki ana safen ven) bir kaçaktır.
Eğer uzman, ultrason ile bu ‘kök’ü bulmadan sadece görünürdeki ‘dal’ı tedavi ederse, ne olur? Kök’teki basınç ve kaçak devam ettiği için, vücut kısa süre sonra kendine yeni bir ‘dal’ bulur ve varis başka bir yerde tekrarlar (nüks eder).
Tedavi başarısızlığının ve nüksün en önemli nedenlerinden biri, işte bu eksik ultrason haritalaması sonucu asıl kaçağın kaynağının doğru tanımlanamamasıdır. Buna tıpta ‘taktiksel hata’ denir.
Ultrason, bize hangi damarın sorunlu olduğunu, çapını, derinliğini, nerede başladığını ve nereye gittiğini gösterir. Tedavi stratejimizi (sıvı mı, köpük mü, yoksa lazer mi?) tamamen bu haritaya göre belirleriz.
UGFS (Ultrasound-Guided Foam Sclerotherapy yada ekoskleroterapi ), gözle görülmeyen, cilt altındaki derin ve ana damarların (safen venler, yan dallar, perforanlar) tedavisi için standart yöntemdir. İşlem adımları hasta için oldukça basittir.
Bu yöntem ilacın doğru noktaya verilmesini ve gereksiz yere başka damarlara kaçmamasını sağlar. Güvenlik için genellikle bir seansta belirli bir maksimum köpük hacmi (örn. 10 ml) geçilmez.
Evet, UGFS doğru hastaya uygulandığında güvenli, etkili ve kalıcı sonuçlar sunan bir yöntemdir. Bilimsel çalışmalar 5 yıllık takiplerde bile ana damar kaçaklarının ortadan kaldırılmasında çok yüksek başarı oranları göstermektedir.
Ancak köpük tedavisinin başarısını ve kalıcılığını etkileyen en önemli faktör, tedavi edilen ana damarın (safen ven) çapıdır.
İşte bu yüzden işlem öncesi ultrason çok önemlidir. Ultrason, bize “Bu damar köpük tedavisi için uygun mu, yoksa lazer (EVLA) veya radyofrekans (RFA) gibi termal yöntemler mi daha kalıcı bir sonuç verir?” sorusunun cevabını net olarak söyler. Eğer damar çapı ideal sınırlardaysa, köpük tedavisi en az lazer veya radyofrekans kadar etkili, üstelik daha basit ve uygun maliyetli bir birinci basamak seçenektir.
Bu nokta, hastanın yaşam kalitesi açısından en önemli farkı yaratır. Geleneksel cerrahi (damarın çekilip çıkarılması) uzun vadede dayanıklı bir yöntem olsa da genel veya spinal anestezi, kesi, dikiş ve daha uzun bir iyileşme süreci gerektirir.
Köpük skleroterapisi (veya lazer/RFA gibi diğer modern yöntemler) ise ‘hasta odaklı’ avantajlar sunar. Bilimsel bir çalışmada, normal hayata ve işe dönüş süresi cerrahi için ortalama 13 gün bulunmuşken, skleroterapi için bu süre sadece 1- 2 gündür.
Çoğu hasta, 5-10 yıl sonra küçük bir ‘rötuş’ tedavisi gerektirme ihtimali olsa bile, ortalama 13 gün istirahat gerektiren cerrahi bir ameliyat yerine, 2 günde normal hayatına dönebileceği, anestezi gerektirmeyen, muayenehane ortamında yapılabilen bir tedaviyi haklı olarak tercih etmektedir. Bu ‘paylaşılan karar verme’ dediğimiz sürecin temelidir.
Köpüğün etkisi, sıvıya göre çok daha güçlüdür. Bu güçlü etki damar duvarında daha belirgin bir iyileşme reaksiyonu (inflamasyon) başlatır. Bu da işlemin ilk birkaç gününde sıvı tedaviye göre biraz daha hassasiyet, ağrı veya morarmaya neden olabilir. Ancak bu tedavinin işe yaradığını gösteren, çoğu hasta tarafından tolere edilebilen doğal ve beklenen bir süreçtir.
İlginç bir şekilde bu başlangıçtaki geçici rahatsızlığa rağmen, hasta memnuniyeti anketlerinde köpük tedavisi, sıvı tedaviden anlamlı derecede daha yüksek puan almaktadır. Bunun nedeni basittir: Hastalar, daha az seansla daha kalıcı ve net bir sonuca ulaşmayı, başlangıçtaki kısa süreli rahatsızlığa tercih etmektedirler.
Skleroterapi genel olarak güvenli bir yöntemdir. Ciddi komplikasyonlar son derece nadirdir. En sık görülen yan etkiler genellikle geçicidir, zararsızdır ve sadece tedavi bölgesinde görülür. Bu yan etkiler şunlardır:
Bunlardan ‘hiperpigmentasyon’ yani lekelenme, en sık görülen kozmetik şikayettir. Bu kapanan damar içinde kalan kanın parçalanmasıyla ortaya çıkan demir (hemosiderin) birikimidir. Bir yanık değildir. Genellikle 6-12 ay içinde vücut tarafından temizlenir, ancak nadiren kalıcı olabilir.
Yüzeyel tromboflebit (damarda sertlik) ise aslında tedavinin bir parçasıdır; kapanan damarın içinde oluşan pıhtının yarattığı bir reaksiyondur ve vücut tarafından zamanla emilerek kaybolur. Doku nekrozu (ciltte yara) veya derin ven trombozu (DVT) gibi ciddi riskler ise çok çok nadirdir.
Bu sadece köpük tedavisine özgü, nadir ama bilinen bir durumdur. Hastaların çok küçük bir yüzdesi, işlemden sonraki ilk birkaç dakika içinde (genellikle 5-15 dakika) bazı geçici semptomlar yaşayabilir. Bu semptomlar:
Bu olayların nedeni ‘Paradoksal Emboli’dir. Toplumun yaklaşık dörtte birinde, kalbin sağ ve sol kulakçıkları arasında ‘Patent Foramen Ovale’ (PFO) denilen, doğuştan gelen ve normalde tamamen zararsız olan küçük bir açıklık (kapakçık) bulunur:
Köpük enjekte edildiğinde, içindeki mikro-hava kabarcıkları venöz sistemle kalbin sağ tarafına gelir ve normalde akciğerlere giderek orada güvenle emilerek solunumla atılır. Ancak PFO’su olan kişilerde, bu kabarcıkların bir kısmı bu açıklıktan kalbin sol tarafına (temiz kan sistemi) geçebilir. Buradan da arteriyel sistem aracılığıyla beyne giden damarlara ulaşarak yukarıda listelenen geçici semptomlara neden olabilirler.
Bu semptomlar neredeyse her zaman tamamen geçicidir ve kalıcı bir hasar bırakmaz. Ancak bu risk nedeniyle, işlem öncesi hastanın özellikle ‘auralı migren’ öyküsü olup olmadığı mutlaka sorgulanmalıdır.
Tedavinin uygun olmadığı bazı durumlar vardır. Bunlar kesin ve göreceli olarak ikiye ayrılır.
Kesinlikle yapılmaması gereken durumlar:
Risk-fayda analizi gerektiren göreceli durumlar:
İşlem sonrası bakım, tedavinin başarısını garantilemek için en az işlemin kendisi kadar önemlidir. Süreç oldukça basittir ve sadece iki temel kural vardır:
Kompresyon (Varis Çorabı): İşlemden hemen sonra bacağa kompresif bir bandaj veya varis çorabı giydirilir. Bunun amacı, duvarları yapışan damarın üzerine dışarıdan baskı uygulayarak kapanmasını sağlamak, içine tekrar kan dolmasını engellemek ve yeniden açılma (rekanalizasyon) riskini önlemektir. Aynı zamanda işlem sonrası ağrıyı ve ödemi azaltır. Genellikle 7 gün boyunca, protokolüne göre gündüzleri giyilmesi istenir.
Ambulasyon (Yürüyüş): Hastaların işlemden hemen sonra kalkıp yürümeleri teşvik edilir. Yürüyüş, baldır kas pompasını çalıştırarak kan dolaşımını hızlandırır ve pıhtı riskini önler. Uzun süre hareketsiz yatmak veya ayakta sabit durmak istenmez.
Ortalama Skleroterapi & Köpük Tedavisi fiyatları kliniğe, yapılan işlemin kapsamına göre değişmektedir.
Skleroterapi & Köpük Tedavisi yaptıranların yorumları için Google Maps ve Doktortakvimi gibi platformlara bakabilirsiniz.
Skleroterapi ve köpük tedavisi genellikle kılcal varisler, retiküler damarlar ve küçük yüzeysel toplardamar genişlemelerinde kullanılır. Tedavi, damar duvarını kapatarak kan akışını sağlıklı damarlara yönlendirir.
Tedavi sonrası hafif morarma, kızarıklık veya şişlik birkaç gün sürebilir. Bu, damar duvarının kapatılmasına bağlı normal bir iyileşme sürecidir ve genellikle kendiliğinden geçer.
Hamilelik sırasında hormon değişiklikleri damar yapısını etkileyebilir, bu nedenle skleroterapi genellikle doğum sonrasına ertelenir. Emzirme döneminde ise doktor onayıyla yapılabilir.
Tedavi sonrası ilk 24 saat sıcak banyo, sauna ve ağır egzersizden kaçınılmalıdır. Kompresyon çorabı kullanımı iyileşmeyi hızlandırır ve yeni damar genişlemelerini önler.
Tedavi edilen damarlar kalıcı olarak kapanır, ancak yeni varislerin oluşması mümkündür. Bu nedenle sağlıklı yaşam tarzı, egzersiz ve kilo kontrolü uzun vadeli başarı için önemlidir.
Hastalar genellikle aynı gün normal aktivitelerine dönebilir. Ancak uzun süre ayakta kalmaktan ve ağır egzersizlerden birkaç gün kaçınılması önerilir.
Derin ven trombozu öyküsü olanlar, aktif enfeksiyonu bulunanlar veya gebelik dönemindeki kişiler için tedavi önerilmez. Uygunluk mutlaka doktor değerlendirmesiyle belirlenmelidir.
Hafif ağrı, yanma veya gerginlik hissi normaldir. Soğuk kompres ve doktorun önerdiği kremler ile rahatlama sağlanabilir. Nadiren olabilecek şiddetli ağrı durumunda hekime başvurulmalıdır.
Kılcal damarlar genellikle birkaç hafta içinde kaybolur. Daha büyük damarlar için tam sonuç 1–3 ay sürebilir. Tedavi sonrası cilt görünümü kademeli olarak düzelir.
Düzenli egzersiz, uzun süre ayakta kalmaktan kaçınma ve kompresyon çorabı kullanımı yeni varis oluşum riskini azaltır. Ayrıca kilo kontrolü önemlidir.