Venöz yetmezlik (CVI), bacak toplardamarlarındaki kapakçıkların düzgün çalışmaması sonucu kanın geriye kaçması (reflü) ve bacakta anormal bir basınç artışı (venöz hipertansiyon) oluşmasıdır; bu altta yatan asıl fonksiyonel sorundur. Varis (VV) ise, bu sürekli yüksek basıncın doğrudan bir sonucu olarak cilde yakın damarların genişleyip kıvrımlı hale gelerek görünür olmasıdır. Kısacası venöz yetmezlik hastalığın nedenini (süreç) tanımlarken, varis bu sürecin en yaygın sonucunu (görünür belirti) ifade eder. Bacak sağlığı şikayetlerini doğru anlamak için bu iki terimin ayrımı temeldir.
Venöz yetmezlik ile varis arasındaki temel fark nedir?
Bu iki kavramı netleştirmek için bacak damarlarımızın nasıl çalıştığına kısaca bakalım. Bacaklardaki toplardamarların (venler) görevi, oksijenden fakir halk arasında kirli olarak bilinen kanı yerçekimine karşı savaşarak kilometrelerce yol kat ettirip kalbe geri taşımaktır. Bu zorlu görevi başarabilmek için damarlarımızın içinde, kanın sadece yukarı (kalbe doğru) akmasına izin veren ve geriye kaçmasını engelleyen “tek yönlü kapakçıklar” bulunur. Kan yukarı akarken bu kapakçıklar açılır ve kan yerçekimiyle geri düşmeye çalıştığında hemen kapanarak bir kilit sistemi oluşturur.
- Venöz Yetmezlik (Kronik Venöz Yetmezlik – CVI): İşte bu sistemin bozulduğu duruma venöz yetmezlik denir. Bu altta yatan asıl sorundur. Genetik yatkınlık, hamilelikler, aşırı kilo, uzun süre ayakta kalmayı gerektiren meslekler veya geçmişte geçirilmiş bir derin ven trombozu (DVT) gibi nedenlerle bu kapakçıklar hasar gördüğünde veya damar duvarı genişlediğinde, artık kapanamazlar. Bu duruma “valvüler yetmezlik” veya tıbbi olarak “reflü” (geriye doğru kan kaçağı) adı verilir.
Kapakçıklar kanı tutamadığında, kan bacaklarda, özellikle de ayak bileği ve baldır bölgesinde birikmeye, yani “göllenmeye” başlar. Tıpkı bir barajın arkasında suyun birikip sete baskı yapması gibi, bu göllenme de damar içindeki basıncı sürekli olarak artırır. Bu duruma “venöz hipertansiyon” (toplardamar yüksek tansiyonu) denir. Venöz yetmezliğin sebep olduğu ağrı, ödem (şişlik), ciltte renk değişikliği ve hatta venöz ülserler (yaralar) gibi tüm ciddi sonuçların temel nedeni, işte bu sürekli yüksek basınçtır.
- Varis (Variköz Venler – VV): Varis ise bu sürecin görünür bir sonucudur. Yani venöz yetmezlik “motor arızası” ise, varis bu arızanın “egzozdan çıkan dumanı” gibidir. Altta yatan venöz hipertansiyonun (yüksek basınç) sürekli olarak cilde daha yakın, daha zayıf ve desteksiz olan yüzeyel damarların duvarlarına baskı yapması sonucu, bu damarlar zamanla genişler, esner, uzar ve kıvrımlı (kıvrık büklüm) bir hal alır. İşte bu genişlemiş, kıvrımlı ve gözle görülür hale gelmiş damarlara “varis” denir.
Özetle venöz yetmezlik altta yatan kapakçık bozukluğu ve bunun yarattığı basınç artışıdır (süreçtir); varis ise bu basıncın damarları şişirmesiyle ortaya çıkan görünür belirtidir (sonuçtur).
Bu venöz yetmezlik neden sürekli ilerler ve varisler neden kötüleşir?
Venöz yetmezliğin genellikle ilerleyici bir hastalık olmasının nedeni, kendi kendini besleyen bir “kısır döngü” (vicious cycle) yaratmasıdır. Bu döngüyü anlamak, hastalığın neden basit bir kılcal damar çatlamasından (Evre C1) veya görünür varisten (Evre C2) zamanla bacak yarasına (Evre C6) kadar ilerleyebildiğini de açıklar.
Süreç temel olarak şöyle işler:
Bir nedenle (genellikle genetik yatkınlık) bir kapakçıkta hafif bir yetmezlik başlar ve kan az miktarda geriye doğru (reflü) kaçmaya başlar. Bu kaçak, özellikle ayakta dururken, damar içindeki basıncı (venöz hipertansiyon) artırır. Bu sürekli yüksek basınç, damar duvarına baskı yapar ve damarın esnemesine, genişlemesine, yani “varis” haline gelmesine neden olur.
İşin kilit noktası tam da burasıdır. Damar genişledikçe (dilate oldukça), içindeki kapakçık yaprakçıkları fiziksel olarak birbirinden daha da uzaklaşır. Zaten hafifçe bozuk olan ve uç uca zor kapanan kapakçıklar, damar genişlediği için artık birbirine hiç temas edemez hale gelir. Kapakçıklar arasındaki bu açıklık, geriye doğru kan kaçağını (reflü) mekanik olarak çok daha fazla artırır. Artan reflü, damar içindeki venöz hipertansiyonu daha da kötüleştirir. Bu artan basınç da damarı daha fazla genişletir…
Ve döngü başa döner. Her adım bir sonrakini tetikler ve hastalık yavaş yavaş, yıllar içinde ilerler. Modern girişimsel tedavilerin (lazer, radyofrekans, yapıştırıcı ablasyon gibi) temel amacı, bu kısır döngüyü kırmak için reflü kaynağını (yani kaçıran ana damarı) ortadan kaldırmaktır.
Venöz yetmezlik ve varis hastalığının evreleri nelerdir?
Hastalığın ciddiyetini belirlemek ve doğru tedaviyi planlamak için uluslararası kabul görmüş bir sınıflandırma sistemi kullanılır: CEAP Sınıflandırması. Bu sistemin “C” (Clinical – Klinik) bölümü, hastalığın dışarıdan görünen belirtilere göre evrelendirilmesini sağlar. Bu evreler, en hafiften en ciddiye doğru şöyle sıralanır.
- Evre C0 (Belirti yok, ancak ağrı olabilir)
- Evre C1 (Kılcal damarlar veya retiküler venler)
- Evre C2 (Görünür varisler)
- Evre C3 (Ödem – bacakta şişlik)
- Evre C4a (Ciltte renk değişikliği – kahverengileşme)
- Evre C4b (Ciltte sertleşme – lipodermatoskleroz)
- Evre C5 (İyileşmiş yara)
- Evre C6 (Aktif yara – venöz ülser)
Peki bu evreler ne anlama geliyor?
C1 evresi, genellikle “kozmetik” olarak algılanan 1 mm’den küçük kılcal damar çatlamalarını (telanjiektaziler) veya 1-3 mm arası mavi-yeşil retiküler venleri içerir. Ancak bunlar bile altta yatan bir venöz dolaşım bozukluğunun ilk işareti olabilir.
C2 evresi, “varis” teriminin tıbbi tanımıdır. Çapı 3 milimetre veya daha fazla olan dilate olmuş, kıvrımlı damarları ifade eder.
C3 evresinde (Ödem), damar içindeki yüksek basınç (venöz hipertansiyon) o kadar artmıştır ki damar duvarı artık sıvıyı içeride tutamaz ve doku arasına sıvı sızdırmaya başlar. Bu da ayak bileğinde ve bacakta şişliğe yol açar.
C4 evresi, hastalığın artık cildin beslenmesini bozmaya başladığı ciddi bir aşamadır. C4a’da yüksek basınçla damar dışına sızan kırmızı kan hücreleri parçalanır ve içlerindeki demir (hemosiderin) cildi kalıcı olarak kahverengi-mor bir renge boyar (pigmentasyon). C4b ise (Lipodermatoskleroz), cildin ve cilt altı dokunun kronik iltihaplanıp sertleşmesi, adeta “keçeleşmesi” durumudur.
C5 (İyileşmiş ülser) ve C6 (Aktif ülser) ise, beslenmesi tamamen bozulan cildin en ufak bir travmayla veya kendiliğinden açılarak iyileşmeyen yaralara dönüşmesidir.
Bu klinik sınıflara ek olarak hastanın şikayetlerinin olup olmaması da (Semptomatik ‘S’ veya Asemptomatik ‘A’) not edilir. Hastalığa bağlı başlıca şikayetler şunlardır:
- Ağrı (Genellikle gün sonunda artan, zonklayıcı tarzda)
- Ağırlık hissi (“Bacaklarımda tonlarca yük var gibi”)
- Kramplar (Özellikle geceleri uykudan uyandıran)
- Kaşıntı
- Yanma
- Huzursuz bacak sendromu benzeri hisler
Bu sınıflandırma, C1 (kılcal) ve C2 (varis) evrelerinin, C3-C6 (ödem, cilt hasarı, yara) gibi daha ciddi venöz yetmezlik formlarının öncül evreleri olduğunu net bir şekilde gösterir.
Bacaklarımda hiç varis yokken venöz yetmezlik olabilir mi?
Evet, kesinlikle olabilir. Bu durum venöz yetmezlik ile varis arasındaki ayrımın klinik açıdan en önemli olduğu noktalardan biridir. Birçok hasta, bacaklarında gözle görülür hiçbir varis (C2) veya kılcal damar (C1) olmamasına rağmen, özellikle günün sonunda artan şiddetli bacak ağrısı, ağırlık hissi, yanma ve kramplardan şikayet eder.
Bu durum CEAP sınıflandırmasında “C0S” fenotipi olarak tanımlanır:
- C0: Klinik belirti (varis, ödem, vs.) yok.
- S: Semptom (ağrı, ağırlık, vb.) var.
Bu hastalar, görünür bir sorun olmadığı için şikayetleri “nöromüsküler” ya da “romatizmal” olarak yanlış yorumlanabilir ve uzun süre doğru tanıyı alamayabilirler. Ancak bu C0S hastalarına, birazdan detaylıca anlatacağımız “ayakta” yapılan özel bir Duplex Ultrason (Doppler) incelemesi yapıldığında, altta yatan ciddi bir venöz yetmezlik (patolojik reflü) saptanır.
Peki, kaçak (reflü) varsa neden varis (C2) oluşmamıştır?
Bunun iki ana nedeni olabilir. Birincisi, kaçak gözle görünmeyen derin ven sisteminde olabilir. İkincisi, kaçak yüzeyel sistemde (örneğin Büyük Safen Ven – GSV) olsa bile, bazı insanların bağ dokusu (fasya) çok güçlüdür. Bu güçlü kılıf, damarın genişleyip kıvrılmasına (yani C2 varisine dönüşmesine) izin vermez.
Ancak damar genişlemese bile, içindeki venöz hipertansiyon (yüksek basınç) gerçektir ve bu basınç, sinir uçlarını uyararak ağrıya, ağırlığa ve kramplara neden olmak için yeterlidir. Hatta bazı hastalar C2 (varis) evresini “atlayarak” doğrudan C3 (ödem) veya C4 (cilt değişiklikleri) ile başvurabilirler. Bu “gizli” veya “görünmez” yetmezlik (C0S), girişimsel müdahale kararının asla sadece gözle muayeneye değil mutlaka altta yatan hemodinamik bozukluğun (reflü) objektif olarak kanıtlanmasına, yani Duplex Ultrason’a dayanması gerektiğini kanıtlar.
Venöz yetmezlik tanısı için “Detaylı Renkli Doppler Ultrason” neden şarttır?
Venöz yetmezliğin (patofizyolojik reflü) varlığını objektif olarak kanıtlamak, hastalığın haritasını çıkarmak ve tüm modern girişimsel tedavileri (lazer, yapıştırıcı, stentleme) planlamak için “altın standart” tanı yöntemi Duplex Ultrason (DUS) incelemesidir.
DUS’un üstünlüğü, iki kritik bilgiyi aynı anda sağlamasından kaynaklanır:
Anatomi (B-mode Görüntüleme): Bacağınızdaki venöz sistemin bir “yol haritasını” çıkarır. Hangi damar nereden geçiyor, çapı ne kadar, yüzeyel mi derin mi, içinde pıhtı (trombüs) var mı, yok mu?
Hemodinami (Doppler Akım): Damar içindeki “kan akışını” değerlendirir. Kapakçıkların fonksiyonunu (çalışıp çalışmadığını) ve en önemlisi, geriye doğru kan kaçağı (reflü) olup olmadığını ve varsa ne kadar sürdüğünü saniye saniye, objektif olarak ölçer.
Bilgisayarlı Tomografi (BT) veya Manyetik Rezonans (MR) Venografi gibi diğer yöntemler anatomiyi çok iyi gösterse de kapakçıkların çalışmasını (fonksiyonu) ve reflüyü dinamik olarak değerlendiremezler.
Ancak her ultrason incelemesi aynı değildir. Venöz yetmezlik tanısı için yapılan DUS’un, uluslararası kılavuzlar (SVS/AVF) tarafından belirlenen çok net ve titiz bir protokole göre yapılması şarttır.
Venöz yetmezlik bir yerçekimi sorunudur. Hasta yatar pozisyondayken bacaklardaki basınç düşer ve yerçekimi etkisi ortadan kalkar. Bu durumda bozuk olan kapakçıklar bile (basınç olmadığı için) kanı tutuyor gibi görünebilir ve reflü gizlenebilir. Yatarak yapılan standart bir DVT (pıhtı) ultrasonu, reflü değerlendirmesi için yetersiz olabilir. Reflüyü ortaya çıkarmak için damarların yerçekimi etkisiyle maksimum doluluğa ulaşması, yani hastanın ayakta durması da gerekir.
Muayene sırasında, reflüyü ortaya çıkarmak için “provokasyon manevraları” yapılır. Kasıktaki kapakçıkları test etmek için hastadan ıkınması (Valsalva manevrası) istenir. Bacağın diğer kesimlerindeki kapakçıkları test etmek için ise muayeneyi yapan kişi hastanın baldırını eliyle sıkar ve aniden bırakır (distal augmentasyon). Bu sırada Doppler ile kanın ne kadar süreyle geriye kaçtığı ölçülür.
Yüzeyel ana damarlarda (Büyük ve Küçük Safen Ven) 500 milisaniyeden (yarım saniye), derin ana damarlarda ise 1000 milisaniyeden (bir saniye) daha uzun süren bir kaçak saptanırsa, bu durum “patolojik reflü” yani tıbbi olarak müdahale gerektiren venöz yetmezlik tanısını objektif olarak koydurur.
Venöz yetmezlik tedavisinde asıl hedef nedir?
Tedavi stratejisini belirlerken, venöz yetmezlik (süreç) ve varis (tezahür) arasındaki temel farka geri dönüyoruz.
Şöyle düşünelim: Evinizin banyosundaki ana musluk patlamış (venöz yetmezlik / reflü) ve banyo zeminine sürekli su sızdırıyor. Zemindeki su birikintileri de (görünür varisler) size rahatsızlık veriyor. Bu durumda sadece yeri paspaslamak (yani sadece görünür varisleri almak), sorunu çözer mi? Hayır. Paspasladıkça musluktan su gelmeye devam edecek ve zemin tekrar ıslanacaktır (varisler nüks edecektir).
Eğer bir hastada C2 (görünür varisler) varsa ve bu varisler altta yatan ana damar reflüsünden (venöz yetmezlik) besleniyorsa, sadece gözle görünen o C2 varislerini çıkarmak (flebektomi) sorunu çözmez.
Bu nedenle 2023 SVS/AVF gibi tüm güncel uluslararası kılavuzlar, semptomatik C2-C6 hastalarında birincil hedefin, venöz hipertansiyonun kaynağı olan reflü segmentini (genellikle GSV veya SSV), yani ” sızdıran patlak musluğu” ortadan kaldırmak veya kapatmak (ablate etmek) olduğunu belirtir. Görünen varislerin tedavisi (flebektomi veya köpük), bu ana tedaviye ek olarak yapılır.
Güncel venöz yetmezlik tedavi yöntemleri nelerdir?
Modern ven tedavisindeki en büyük devrim, 10-15 yıl öncesine kadar standart olan gelensek açık cerrahiden (damarın kesilerek çıkarılması – stripping) “endovenöz” (damar içi) yöntemlere geçiş olmuştur. Artık açık cerrahi, sadece endovenöz yöntemlerin anatomik olarak uygun olmadığı çok nadir durumlar için saklanan ikincil bir seçenektir.
Endovenöz yöntemler damarı içeriden kapatarak (mühürleyerek) reflü kaynağını ortadan kaldırır. Bu yöntemler lokal anestezi ile yapılır, dikiş gerektirmez, işlem sonrası ağrı ve morarma çok azdır ve hasta aynı gün normal hayatına dönebilir. Başlıca modern yöntemler şunlardır:
- Termal Ablasyon (Isı ile kapatma)
- Non-Termal Ablasyon (Isı kullanmadan kapatma)
- Köpük Skleroterapi (İlaçla büzüştürme)
- Ambulatuar Flebektomi (Görünür varislerin çıkarılması)
Termal ablasyon (Lazer ve Radyofrekans) ile venöz yetmezlik nasıl tedavi edilir?
Bu yöntemler “ısı ile tedavi” prensibine dayanır. Amaç kaçak olan ana damarı (GSV veya SSV) içeriden kontrollü bir ısıyla (bir nevi “yakarak”) denatüre etmek ve fibrotik kapanma (mühürlenme) sağlamaktır. Her ikisi de DUS rehberliğinde yapılır.
- Endovenöz Lazer Ablasyonu (EVLA): Damar içine ultrason eşliğinde yerleştirilen ince bir lazer fiberi aracılığıyla (genellikle 1470 nm dalga boyu) lazer enerjisi verilerek ven duvarı içeriden yakılır. Damar anında büzüşür ve kapanır.
- Radyofrekans Ablasyonu (RFA): Ven içine yerleştirilen bir RFA kateteri aracılığıyla radyofrekans enerjisi kullanılır. Bu kateter, damarı 7 cm’lik segmentler halinde kontrollü bir şekilde (genellikle 120^{\circ}C’ye kadar) ısıtır ve kapatır.
Bu iki termal yöntemin (Lazer ve RFA) uygulanabilmesi için, işlem sırasında “tümesan anestezi” adı verilen özel bir sıvı enjeksiyonu zorunludur. Bu kapatılacak damarın etrafına DUS rehberliğinde bol miktarda soğuk serum ve lokal anestezik içeren bir sıvı verilmesi işlemidir. Bu sıvının üç temel görevi vardır:
- Ağrıyı engellemek (Anestezi)
- Çevre dokuları (cilt, sinir) yüksek ısıdan korumak (Soğutma kalkanı)
- Damarı dışarıdan sıkıştırarak lazer/RFA kateterinin damar duvarına tam temas etmesini sağlamak (Etkinlik)
“Isısız” non-termal yöntemler (Yapıştırıcı – VenaSeal) venöz yetmezlikte nasıl çalışır?
Bunlar ven tedavisindeki daha yeni teknolojilerdir ve “tümesan anesteziye” (yani damar çevresine çok sayıda iğne yapılmasına) gerek duymadan venöz kapanma sağlarlar. Bu da işlem sırasında ve sonrasında ağrıyı, morarmayı ve rahatsızlığı daha da azaltır.
Siyanoakrilat Embolizasyonu (CAE / VenaSeal / Medikal Yapıştırıcı): Bu yöntemde DUS rehberliğinde ven lümenine medikal sınıf bir “yapıştırıcı” (biyolojik uyumlu, n-butil-2-siyanoakrilat) enjekte edilir. Bu yapıştırıcı kanla temas ettiğinde saniyeler içinde polimerize olur (donar), ven duvarlarını birbirine yapıştırır ve veni anında kapatır (embolize eder).
Bu yöntemin en büyük avantajları ısı kullanılmaması (bu nedenle sinir hasarı riski sıfıra yakındır), tümesan anestezi gerektirmemesi (daha az iğne) ve genellikle işlem sonrası kompresyon (varis çorabı) giyilmesine gerek kalmamasıdır. 2023 SVS Kılavuzları, yaşam kalitesinin (QOL) hızlı iyileşmesi açısından, özellikle Siyanoakrilat Ablasyonunu (Yapıştırıcı), termal ablasyona (Lazer veya RFA) karşı tavsiye eder (suggests).
Köpük tedavisi (Skleroterapi) venöz yetmezlik için doğru bir tedavi mi?
Ultrason Rehberliğinde Köpük Skleroterapi (UGFS), bir sklerozan ajanın (damar büzücü ilaç) havayla karıştırılarak köpürtülmesi ve DUS rehberliğinde damara enjekte edilmesidir.
Ancak köpük tedavisi, ana damarlardaki (GSV veya SSV) yüksek basınçlı reflünün (venöz yetmezlik) tedavisi için ilk tercih değildir. Çünkü bu büyük ve yüksek basınçlı ana damarlarda köpük, lazer, radyofrekans veya yapıştırıcı kadar güçlü ve kalıcı bir mühürleme sağlayamayabilir. Bu nedenle ana damar tedavisinde kullanıldığında uzun vadede nüks (tekrarlama) oranı diğer yöntemlere göre daha yüksektir.
Köpüğün asıl ve en etkili olduğu yerler şunlardır:
- C1 evresi (Kılcal damarlar ve retiküler venler)
- Ablasyon (Lazer/RFA/Yapıştırıcı) sonrası kalan C2 varisleri
- Ablasyonla aynı seansta yapılan C2 varislerinin (yan dalların) tedavisi
Ana damar kapatıldıktan sonra görünür varislerime ne olacak?
Ana damar ablasyonu (Lazer/RFA/Yapıştırıcı) ile “patlak musluk” (reflü) tamir edildikten sonra, hastanın asıl şikayeti olan görünür C2 Varisleri (yan dallar), yani “yerdeki su birikintileri” de temizlenmelidir.
Bu işlem için altın standart yöntem Ambulatuar Flebektomi (Mikroflebektomi) veya Köpük Skleoterapidir. Flebektomi, lokal anestezi altında, cilt üzerinde 1-2 mm’lik “stab” (nokta gibi) delikler açılarak, bu deliklerden özel kancalar yardımıyla varisli damarların dışarı alınması işlemidir. Dikiş gerektirmez ve estetik sonucu mükemmeldir.
Eskiden önce ana damar tedavisi yapılır, 3-6 ay beklenir ve bu sürede sönmeyen varislere ikinci bir seansta flebektomi veya köpük yapılırdı (“aşamalı” tedavi). Ancak 2023 SVS/AVF kılavuzları, trunkal ablasyon (Lazer/RFA/Yapıştırıcı) ile eşzamanlı (concomitant) flebektomi (veya UGFS) yapılmasını tavsiye eder (suggests).
Gerekçesi şudur: Aşamalı yaklaşım hastanın “tam tedavi” için ikinci bir prosedüre gelmesini gerektirir. Eşzamanlı (tek seans) yaklaşımın ise, ikincil prosedür ihtiyacını azalttığı ve en önemlisi, hastanın erken yaşam kalitesini (QOL) ve klinik skorlarını anlamlı düzeyde daha hızlı iyileştirdiği gösterilmiştir.
İyileşmeyen yara (C6) veya şiddetli ödem varsa venöz yetmezlik tedavisi nasıl değişir?
Hastalığın en şiddetli CVI fenotipleri (C4b-C6, özellikle iyileşmeyen ülserler) sıklıkla sadece yüzeyel ven yetmezliğinden değil altta yatan bir derin ven patolojisinden kaynaklanır. Bu durum özellikle daha önce DVT geçirmiş ve Post-Trombotik Sendrom (PTS) geliştirmiş hastalarda yaygındır.
Bu ileri evre hastalarda, Kalp Damar Cerrahları sadece yüzeyel damarlara değil asıl sorun olan derin sisteme odaklanır. Burada iki ana sorun olabilir: Tıkanıklık (Obstrüksiyon) veya Kaçak (Reflü).
Derin Venöz OBSTRÜKSİYON (Tıkanıklık) Tedavisi (İliofemoral)
Kronik iliofemoral (kasık ve karın) venöz tıkanıklık (örneğin eski pıhtı sonrası veya May-Thurner Sendromu gibi dışarıdan bası), şiddetli venöz hipertansiyonun ve C3-C6 evre hastalığın önemli bir nedenidir.
- Girişimsel Radyoloji Yöntemi: Endovasküler Stentleme. Bu kronik iliofemoral venöz tıkanıklık tedavisinde birincil yöntemdir. Kalp Damar Cerrahi Uzmanları ya da Girişimsel Radyologlar, damar içinden ilerleyerek (genellikle Damar İçi Ultrason – IVUS rehberliğinde) tıkalı veya daralmış segmenti bulur ve buraya venöz sistem için özel olarak tasarlanmış, geniş çaplı venöz stentler yerleştirir. Bu stentleme, sadece kompresyon tedavisine (varis çorabı) göre ülser iyileşme oranlarını ve yaşam kalitesini belirgin şekilde artırır.
- Cerrahi Yöntem: Venöz Bypass (Palma Prosedürü). Endovasküler stentlemenin başarısız olduğu veya teknik olarak mümkün olmadığı (örn. çok uzun segment tıkanıklık) vakalar için ayrılmış dayanıklı bir cerrahi tekniktir. Prosedür, tıkalı bacağın venöz dönüşünü sağlıklı olan karşı tarafa yönlendirmeyi içerir:
- Derin Venöz REFLÜ (Kaçak) Tedavisi: Bu venöz rekonstrüksiyonun teknik olarak en zorlu alanıdır ve sadece kompresyon tedavisine ve yüzeyel ven müdahalelerine yanıt vermeyen, en şiddetli C4b-C6 hastaları için düşünülür. Cerrahi yöntemler arasında venöz kapakçıkların onarılması (Valvüloplasti) veya onarılamayacak düzeyde tahrip olmuş kapakçıklar için yeni geliştirilen bioprostetik venöz valf implantasyonu (örn. VenoValve) gibi ileri düzey teknikler yer alır.

Op. Dr. İlker Zan, damar hastalıkları ve fleboloji (varis ve toplardamar hastalıkları) alanında uzun yıllardır uzmanlaşmış bir kalp ve damar cerrahıdır. 1995–2001 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi ihtisasını tamamlamıştır. 2011 yılından itibaren kapalı yöntem varis tedavileri uygulayarak, Türkiye’de bu alandaki öncü isimlerden biri olmuştur.
2019 yılında Alanya’da kurduğu Dr. Zan Varis Kliniği ile modern fleboloji uygulamalarını bölgeye kazandıran Dr. Zan, 2025 itibarıyla hizmetlerini Antalya’daki yeni kliniğinde sürdürmektedir. Kliniğinde her hastaya özel tanı ve tedavi planları sunmakta, endovenöz lazer (EVLT), radyofrekans (RF) ablasyon, köpük tedavisi, skleroterapi, CLACS ve ekoskleroterapi gibi minimal invaziv yöntemlerle ağrısız, izsiz ve kısa sürede iyileşme sağlayan çözümler sunmaktadır.
Dr. Zan, varisi yalnızca estetik bir problem olarak değil, ciddi bir damar sağlığı sorunu olarak ele almaktadır. Bilimsel, etik ve hasta odaklı yaklaşımıyla hastalarının yaşam kalitesini artırmayı hedeflemekte; Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği ve Avrupa Damar Cerrahisi Derneği (ESVS) üyesi olarak uluslararası standartlarda tedavi hizmeti sunmaktadır.

