Zayıflamak, bacaklarda oluşmuş varisleri ve kronik venöz yetmezliği tamamen geçirmez. Kilo vermek, toplardamarlar üzerindeki aşırı yükü ve mekanik baskıyı azaltarak ağrı, şişlik ve kramp şikayetlerini belirgin şekilde hafifletir ancak yapısı bozulmuş damar kapakçıklarını onaramaz. Genişlemiş varisli damarların zayıflama ile kendiliğinden eski haline dönmesi biyolojik olarak mümkün değildir; bu nedenle kilo kaybı kesin bir tedavi değil hastalığın ilerleyişini durduran kritik bir destekleyicidir. Varislerden kalıcı olarak kurtulmak için hasarlı damarın tıbbi yöntemlerle kapatılması gerekirken, ideal kiloda kalmak venöz sağlığı korumanın ve tekrarlamayı önlemenin temel şartıdır.
Varis Nedir ve Neden Oluşur?
Varis, aslında sadece cilt yüzeyinde gördüğümüz o kıvrımlı ve kabarık damarlardan ibaret değildir. Bu görüntü, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl sorun, cildin altında, toplardamarların içinde yaşanan mekanik bir bozukluktur. Toplardamarlarımızın görevi, vücuttaki kirli kanı yerçekimine meydan okuyarak ayak parmak ucundan kalbe ve akciğerlere taşımaktır. Bu zorlu yolculukta kanın aşağıya, yani ayaklara doğru geri düşmemesi gerekir. İşte bunu sağlamak için damarlarımızın içinde tek yönlü çalışan kapakçıklar bulunur:
Bu kapakçıklar, kan yukarı çıkarken açılır ve kan geçtikten sonra sıkıca kapanarak geri kaçışı engeller. Ancak genetik miras, yaşın ilerlemesi, uzun süre ayakta kalmak veya aşırı kilo gibi nedenlerle bu kapakçıklar bozulabilir. Kapakçıklar tam kapanamadığında kan aşağıya doğru sızmaya başlar. “Venöz reflü” dediğimiz bu geri kaçak, damar içinde basıncı artırır. Yüksek basınca dayanamayan damar duvarı zamanla esner, genişler ve o bildiğimiz varisli yapıyı oluşturur. Yani varis, estetik bir kusurdan ziyade, bir dolaşım ve basınç hastalığıdır.
Kilo ve Varis İlişkisi Nasıldır?
Kilo problemi ve özellikle obezite, varis hastalığının en önemli tetikleyicilerinden biridir. Vücudumuzdaki fazla yağ dokusu, sadece estetik bir kaygı yaratmakla kalmaz, aynı zamanda dolaşım sistemi üzerinde ciddi bir fiziksel baskı oluşturur. Bu ilişkiyi anlamak için vücudun iç basınç dinamiklerine bakmak gerekir. Bacaklardan gelen kanın kalbe ulaşabilmesi için karın bölgesinden geçmesi şarttır. Ancak aşırı kilolu bireylerde, karın içindeki yağlanma ciddi bir bariyer oluşturur.
Karın içi basıncın artması, bacaklardan yukarı çıkmaya çalışan kanın önünde adeta bir baraj seti gibi durur. Trafiğin tıkandığı bir otoyol düşünün; öndeki araçlar (karın bölgesindeki kan akışı) ilerleyemezse, arkadaki araçlar (bacaklardaki kan) yığılma yapar. Bu yığılma, bacak toplardamarlarındaki basıncı sürekli yüksek tutar. Sürekli yüksek basınca maruz kalan damarlar zamanla genişler ve kapakçıklar fiziksel olarak birbirinden uzaklaşarak işlevini yitirir. Ayrıca hareketsiz yaşam tarzı da bu sürece eklendiğinde, bacak kaslarının pompalama gücü azalır ve varis oluşumu kaçınılmaz hale gelir.
Zayıflayınca Varis Tamamen Geçer mi?
Gelelim o kritik soruya: Zayıflamak varisleri yok eder mi? Bu sorunun cevabını ikiye ayırmak gerekir: Şikayetler ve yapısal bozukluk. Kilo verdiğinizde, karın içi basıncı azalır ve bacaklardan kalbe dönen kan akışı rahatlar. Bu durum bacaklarınızdaki yükün hafiflemesini sağlar. Hastalarımız kilo verdikçe bacaklarındaki dolgunluk hissinin azaldığını, gün sonu şişliklerinin hafiflediğini ve yaşam kalitelerinin arttığını net bir şekilde hissederler. Yani zayıflamak, hastalığın yarattığı rahatsızlığı azaltır ve hastalığın ilerleme hızını ciddi oranda düşürür.
Ancak işin anatomik boyutu farklıdır. Varis oluşumu sırasında damar kapakçıkları bir kez bozulduğunda veya damar duvarı aşırı genişleyip yapısını kaybettiğinde, bu durum kalıcı bir hasardır. Tıpkı lastiği sünmüş bir çorabın çekmecede bekleyince eski sıkılığına dönememesi veya menteşesi kırılmış bir kapının rüzgar kesilince kendiliğinden düzelmemesi gibidir. Kilo vermek, damar üzerindeki baskıyı kaldırır ancak bozulmuş olan kapakçığı onaramaz.
Hatta bazen hastalarımız ciddi kilo kayıplarından sonra varisli damarlarının daha belirgin hale geldiğinden yakınırlar. Bunun nedeni hastalığın kötüleşmesi değil cilt altı yağ dokusunun incelmesiyle damarların daha görünür hale gelmesidir. Özetle; zayıflamak yangını kontrol altına alır ve yayılmasını engeller, ancak hasar görmüş binayı yani damarı yeniden inşa etmez. O damarın tedavisi için tıbbi bir dokunuş gerekir.
Varis Belirtileri Nelerdir?
Varis hastalığı herkeste aynı şekilde kendini göstermez. Kimi hastada sadece görüntü bozukluğu varken, kimi hastada ciddi ağrılar olabilir. Hastalığın evresine göre şikayetler çeşitlilik gösterir. Ancak genel olarak hastalarımızın tarif ettiği ortak sıkıntılar mevcuttur.
Sıklıkla karşılaştığımız belirtiler şunlardır:
- Bacak ağrısı
- Ağırlık hissi
- Gece krampları
- Ayak bileği şişliği
- Kaşıntı
- Yanma hissi
- Huzursuz bacak
- Ciltte renk değişimi
Bu belirtiler genellikle sabahları daha hafiftir. Gün içinde ayakta kaldıkça veya oturdukça akşama doğru şiddetlenme eğilimi gösterir. Eğer bu belirtilerden bir veya birkaçına sahipseniz, bir uzmana görünme vaktiniz gelmiş demektir.
Tanı Süreci ve Ayakta Doppler Neden Önemli?
Varis tedavisinde başarının anahtarı doğru damar haritalamasıdır. Sadece dışarıdan bakarak tedavi planlamak, sorunun kaynağını gözden kaçırmaya neden olabilir. Bu nedenle modern tıpta tanı için “Detaylı Renkli Doppler Ultrasonografi” yöntemini kullanırız.
Kanın geri kaçıp kaçmadığı, kapakçıkların sızdırıp sızdırmadığı ve yetmezliğin hangi noktada başladığı en net bu şekilde görülür. Tedavi stratejisi tamamen bu haritalamaya göre belirlenir.
Ameliyatsız Varis Tedavisi Mümkün mü?
Eskiden varis tedavisi denilince akla gelen o ağrılı, uzun iyileşme süreci gerektiren ve dikişli ameliyatlar artık tarih oldu. Günümüzde teknolojinin gelişmesiyle birlikte varis tedavileri son derece konforlu hale gelmiştir. Artık hedefimiz, hastayı hastane ortamına sokmadan, günlük hayatına hemen dönebileceği yöntemlerle sağlığına kavuşturmaktır.
Bu modern yöntemler genel anestezi veya belden uyuşturma gerektirmez. İşlemler genellikle lokal anestezi altında, ultrason rehberliğinde ve iğne deliğinden girilerek yapılır. Temel prensip, bozuk olan ve görevini yapamayan damarı içeriden kapatarak devre dışı bırakmaktır. Vücut bu kapatılan damarı zamanla yok eder ve kan akışı sağlıklı diğer damarlar üzerinden devam eder.
Uygulanan başlıca modern yöntemler şunlardır:
- Lazer ablasyon
- Radyofrekans
- Biyolojik yapıştırıcı
- Köpük tedavisi
- Mekanokimyasal ablasyon
Bu yöntemlerin seçimi hastanın damar çapına, yetmezliğin yerine ve hastanın anatomik yapısına göre hekim tarafından belirlenir. Örneğin çok kıvrımlı damarlarda köpük tedavisi tercih edilirken, düz hatlı ana damar yetmezliklerinde lazer, radyofrekans veya yapıştırıcı (glue) yöntemleri ön plana çıkar.
Tedavi Sonrası Nelere Dikkat Edilmeli?
Başarılı bir girişimsel işlemle hastalıklı damardan kurtulmak tedavinin en önemli aşamasıdır ancak süreç burada bitmez. Varis, kronik ve genetik altyapısı olan bir durumdur. Bu nedenle elde edilen başarının kalıcı olması ve hastalığın tekrarlamaması için yaşam tarzında bazı düzenlemeler yapmak gerekir.
Tedavi sonrası süreçte dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:
- Düzenli yürüyüş
- Kilo kontrolü
- Varis çorabı kullanımı
- Bol su tüketimi
- Soğuk duş uygulaması
- Molalı çalışma düzeni
- Topuklu ayakkabı ve dar kıyafet kısıtlaması
Özellikle kilo kontrolü, nüks riskini azaltan en güçlü faktördür. Tedavi ile hastalıklı damar kapatılmış olsa bile, kişi aşırı kilolu olmaya devam ederse karın içi basınç yüksek kalacaktır. Bu durum zamanla diğer sağlıklı damarları da zorlayarak yeni varislerin oluşmasına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle ideal kiloya ulaşmak ve bu kiloyu korumak, damar sağlığınız için yapabileceğiniz en büyük yatırımdır.

Op. Dr. İlker Zan, damar hastalıkları ve fleboloji (varis ve toplardamar hastalıkları) alanında uzun yıllardır uzmanlaşmış bir kalp ve damar cerrahıdır. 1995–2001 yılları arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olmuş, ardından Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Kalp ve Damar Cerrahisi ihtisasını tamamlamıştır. 2011 yılından itibaren kapalı yöntem varis tedavileri uygulayarak, Türkiye’de bu alandaki öncü isimlerden biri olmuştur.
2019 yılında Alanya’da kurduğu Dr. Zan Varis Kliniği ile modern fleboloji uygulamalarını bölgeye kazandıran Dr. Zan, 2025 itibarıyla hizmetlerini Antalya’daki yeni kliniğinde sürdürmektedir. Kliniğinde her hastaya özel tanı ve tedavi planları sunmakta, endovenöz lazer (EVLT), radyofrekans (RF) ablasyon, köpük tedavisi, skleroterapi, CLACS ve ekoskleroterapi gibi minimal invaziv yöntemlerle ağrısız, izsiz ve kısa sürede iyileşme sağlayan çözümler sunmaktadır.
Dr. Zan, varisi yalnızca estetik bir problem olarak değil, ciddi bir damar sağlığı sorunu olarak ele almaktadır. Bilimsel, etik ve hasta odaklı yaklaşımıyla hastalarının yaşam kalitesini artırmayı hedeflemekte; Ulusal Vasküler Cerrahi Derneği ve Avrupa Damar Cerrahisi Derneği (ESVS) üyesi olarak uluslararası standartlarda tedavi hizmeti sunmaktadır.

