Lipödem, kalça, uyluk ve bacaklarda anormal, orantısız ve simetrik yağ birikimi ile karakterize, dokunmayla hassasiyet ve ağrıya neden olan kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Halk arasında ağrılı selülit (aslında farklı şeylerdir) veya bacak yağlanması sendromu olarak da bilinen bu rahatsızlık, obeziteden tamamen farklı olup diyet ve egzersize dirençli yapısıyla ayırt edilir. Genetik temelli olduğu düşünülen bu ilerleyici tablo sadece estetik bir kaygı değil aynı zamanda mikro dolaşım bozukluğu ve ödemin eşlik ettiği, hastanın hareket kabiliyetini kısıtlayan ve profesyonel tedavi protokolü gerektiren ciddi bir sağlık sorunudur.

Lipödem Nedir ve Vücutta Nasıl Bir Değişim Yaratır?

Lipödemi anlamak için öncelikle bunun basit bir kilo problemi olmadığını kabul etmek gerekir. Çoğu zaman hastalarımız yıllarca diyet yapmış, spor salonlarında saatlerini harcamış ancak tartıdaki rakam değişse bile bacaklarındaki kalınlığın değişmediğini üzülerek fark etmiş kişilerdir. Bu durumun yarattığı psikolojik yük, fiziksel yük kadar ağırdır. Lipödem, temel olarak yağ dokusunun ve bağ dokusunun bir hastalığıdır. Tıbbi olarak baktığımızda, sadece yağ hücrelerinin hacimce büyümesi değil sayıca artması ve yapısal olarak bozulması söz konusudur. Ancak olay sadece yağ ile sınırlı değildir; bu yağ hücrelerinin etrafını saran kılcal damar ağı ve lenfatik sistem de bu süreçten etkilenir.

Vücut, etkilenen bu bölgelerde normalden daha fazla sıvı tutmaya başlar. Dokular arasında biriken bu sıvı, zamanla mikro düzeyde bir iltihaplanmaya (inflamasyon) yol açar. İnflamasyon ise dokunun sertleşmesine, yani fibrozis dediğimiz yapıya dönüşmesine neden olur. İşte bu sertleşme ve doku içi basınç artışı, hastaların en sık dile getirdiği “bacağıma dokunulduğunda canım acıyor” şikayetinin temel sebebidir. Lipödem tablosunda vücudun üst yarısı ile alt yarısı sanki iki farklı insana aitmiş gibi görünür. Belden yukarısı incecik, zarif bir yapıdayken, belden aşağısı giderek kalınlaşan ve kontrolsüzce büyüyen bir yapı sergiler. Bu orantısızlık, hastalığın en belirgin görsel imzasıdır.

Lipödem Belirtileri Nelerdir ve Kendini Nasıl Gösterir?

Bu rahatsızlığın tanısını koyarken hastaların anlattığı öykü bizim için laboratuvar testlerinden çok daha değerlidir. Hastalar genellikle ergenlik döneminden, gebelikten veya menopozdan sonra bacaklarının kalınlaşmaya başladığını belirtirler. Ancak Lipödemi diğer durumlardan ayıran çok spesifik işaretler vardır. Bu işaretler sadece görüntüyle ilgili değil hissedilen fiziksel duyumlarla da ilgilidir. Bir kişinin Lipödem olup olmadığını anlamasına yardımcı olacak temel belirtiler şunlardır:

  • Orantısız yağ dağılımı
  • Dokunma ile hassasiyet
  • Kendiliğinden oluşan morluklar
  • Diyet ve spora direnç
  • Ayak bileğinde yada diz üzerinde boğum
  • Deri ısısında düşüklük
  • Bacaklarda ağırlık hissi
  • Akşamları artan şişlik
  • Selülit benzeri görünüm
  • Hareket kısıtlılığı
  • Eklem ağrıları

Bu belirtiler arasında özellikle “açıklanamayan morarmalar” çok tipiktir. Hasta, bir yere çarpmadığı halde bacağında morluklar görür. Bunun sebebi, hastalıklı yağ dokusu içindeki kılcal damarların çok kırılgan olması ve en ufak bir basınçta kanayarak deri altına sızmasıdır. Ayrıca “Kelepçe Fenomeni” dediğimiz durum da çok ayırt edicidir; yağlanma ayak bileğine kadar iner ancak ayağın kendisine geçmez, bilekte keskin bir hatla sonlanır. Sanki bileğe bir manşet takılmış veya pantolon paçası lastikliymiş gibi ( balıkçı çizmesi gibi) bir görüntü oluşur.

Lipödem, Obezite veya Lenfödemden Nasıl Ayrılır?

Doğru tedaviye giden yol, doğru tanıdan geçer. Lipödem, ne yazık ki sıklıkla obezite ile karıştırılır ve hastalara “kilo ver, geçer” denilerek zaman kaybettirilir. Oysa Lipödem ve obezite tamamen farklı mekanizmalara sahiptir. Obezitede yağlanma vücudun geneline yayılmıştır; yüz, boyun, kollar, gövde ve bacaklar orantılı olarak kilo alır. Obezite hastası diyet yaptığında, vücudunun her yerinden eşit oranda incelir. Lipödemde ise durum çok farklıdır. Hasta ne kadar kilo verirse versin, yüzü çöker, kaburgaları sayılacak hale gelir, ancak basen ve bacaklardaki yağ dokusu olduğu gibi yerinde durur. Bu durum “açlıktan ölsem de bacaklarım erimiyor” cümlesiyle özetlenir.

Lenfödem ile ayrımı da kritiktir. Lenfödem, lenf kanallarının tıkanması sonucu biriken sıvının yarattığı şişliktir ve genellikle asimetriktir (tek bacakta daha belirgindir). Lenfödemin en önemli farkı, el ve ayak sırtını da tutmasıdır; yani hastanın ayakları da şiştir, “tombul ayak” görünümü vardır. Lipödemde ise ayaklar ve eller hastalıktan korunmuştur, şişlik bilekte biter. Ancak Lipödem tedavi edilmezse yıllar içinde büyüyen yağ kitleleri lenf yollarına baskı yaparak lenf dolaşımını da bozar. Bu durumda tablo “Lipo-Lenfödem”e döner ve artık bu ileri evrede  ayaklarda da şişlik görülmeye başlar. Bunu ayırt etmek için doktorunuz ayak parmağınızın üzerindeki deriyi tutmaya çalışır; eğer deri tutulup kaldırılamıyorsa (Stemmer işareti), lenfödem gelişmiş demektir.

Lipödem Evreleri Nelerdir ve Hastalık Nasıl İlerler?

Lipödem durağan bir hastalık değildir, müdahale edilmediği takdirde ilerleme eğilimi gösterir. Hastalığın seyri, cilt yüzeyindeki değişimlere ve dokunun yapısına göre dört ana evrede sınıflandırılır. Her evrenin kendine has özellikleri vardır ve tedavi yaklaşımı bu evreye göre şekillenir.

Hastalığın evrelerine göre görülen değişiklikler şunlardır:

  • Pürüzsüz cilt yüzeyi
  • Küçük yağ nodülleri
  • Dalgalı cilt yapısı
  • Ceviz büyüklüğünde nodüller
  • Sertleşmiş doku
  • Büyük yağ lobülleri
  • Şekil bozuklukları
  • Diz çevresinde sarkmalar
  • Lenfödem eşliği
  • Ayaklarda şişme
  • Ciddi hareket kısıtlılığı

İlk evrede cilt dışarıdan bakıldığında düzgün görünse de el ile muayenede deri altında küçük saçma tanesi gibi nodüller hissedilir. İkinci evrede artık cilt yüzeyi bozulmuş, portakal kabuğu veya yatak şiltesi görünümü almıştır; nodüller ceviz büyüklüğüne ulaşmıştır. Üçüncü evrede ise bacakların doğal şekli kaybolur, doku sarkar ve büyük kitleler halinde deformasyonlar oluşur; bu durum yürüme mekaniğini bozarak eklemlere zarar verir. Dördüncü ve son evre ise lenf sisteminin de çöktüğü, bacakların devasa boyutlara ulaştığı ve ciddi sağlık sorunlarının eşlik ettiği tablodur.

Lipödem Tanısı İçin Hangi Testler ve Görüntülemeler Yapılır?

Lipödem tanısı büyük oranda tecrübeli bir hekimin fiziksel muayenesi ile konulur. Hastanın vücut yapısı, yağ dağılımı, dokunun kıvamı ve ağrı duyarlılığı bize çok şey anlatır. Ancak bu hastalığın yönetiminde gözden kaçırılmaması gereken en önemli nokta, altta yatan damar sisteminin sağlığıdır. Lipödemli hastalarda damar sorunları, özellikle de toplardamar yetmezlikleri (varis) çok sık görülür. Bu nedenle “tanı sadece gözle konulur” demek eksik bir yaklaşımdır.

Bu aşamada devreye giren en kritik tetkik “Renkli Doppler Ultrasonografi”dir. Bu tetkik, bacaklardaki toplardamarların haritasını çıkarır. Neden ayakta da yapılması gerektiği çok önemlidir; çünkü damar kapakçıklarındaki kaçaklar (reflü), yerçekiminin etkisiyle en net ayakta dururken ortaya çıkar. Hasta sadece yatarken yapılan ultrasonlarda ciddi yetmezlikler gözden kaçabilir. Bu ultrasonla derin ve yüzeysel damarlarda bir kaçak olup olmadığı, kanın geri akıp akmadığı ve damar içi basınçlar detaylıca incelenir. Bu inceleme, tedavi planının temelini oluşturur çünkü damar sorunu çözülmeden lipödem tedavisine başlamak, temeli çürük bir binayı boyamaya benzer.

Varis ve Damar Yetmezliği Lipödemi Nasıl Etkiler?

Lipödem hastalarının yaklaşık yarısında eşlik eden bir Kronik Venöz Yetmezlik (Varis) durumu söz konusudur. Bu iki hastalık birbirini tetikleyen ve kötüleştiren bir kısır döngü içindedir. Normalde bacaklarımızdaki toplardamarlar, oksijenden fakir koyu renkteki kanı yerçekimine karşı yukarıya, kalbe doğru pompalar. Damar içindeki kapakçıklar bozulduğunda ise kan yukarı çıkamaz ve aşağıda göllenir. Bu durum bacak damarlarında yüksek bir basınca neden olur.

Damar içindeki bu yüksek basınç, damar duvarından doku arasına sıvı sızmasına yol açar. Lipödemli doku halihazırda hassas ve yük altındadır; bir de üzerine damarlardan sızan bu fazla sıvı eklendiğinde, lenfatik sistem bu yükü taşıyamaz hale gelir. Sonuç olarak bacaklardaki şişlik artar, ağrılar şiddetlenir ve inflamasyon (yangı) alevlenir. Yani varis, lipödem ateşine benzin dökmek gibidir. Tedavi edilmeyen venöz yetmezlik, lipödemin çok daha hızlı ilerlemesine ve lenfödem tablosunun daha erken gelişmesine neden olur. Bu yüzden damar sağlığını düzeltmek, lipödem tedavisinin olmazsa olmaz ön koşuludur.

Lipödem Tedavi Seçenekleri Nelerdir?

Lipödem, yağ dokusunun simetrik ve orantısız şekilde birikmesiyle karakterize kronik bir hastalıktır. Tedavi, hastalığın evresine ve hastanın yaşam kalitesine göre planlanır. Tamamen iyileştirici bir yöntem olmamakla birlikte, semptomları hafifletmeye ve ilerlemeyi yavaşlatmaya yönelik çeşitli seçenekler mevcuttur:

  • Kompresyon Tedavisi: Özel çoraplar veya bandajlarla uygulanan baskı, ödemin ve ağrının azalmasına yardımcı olur.
  • Manuel Lenf Drenajı: Lenf dolaşımını destekleyen özel bir masaj tekniğidir.
  • Liposuction (Yağ Alma): Özellikle tumescent veya WAL (su destekli) tekniklerle yapılan liposuction, biriken yağ dokusunu azaltabilir.
  • Egzersiz ve Diyet: Yüzme, yürüyüş gibi düşük etkili egzersizler ve sağlıklı beslenme hastalığın kontrolüne destek sağlar.
  • Psikolojik Destek: Hastalığın kronik yapısı nedeniyle psikolojik destek de önemlidir.

Lipödem Tedavisinde Damar Girişimleri Nelerdir?

Detaylı Doppler ultrason incelemesinde bir venöz yetmezlik tespit edildiğinde, cerrahi planlamada öncelik daima bu sorunun giderilmesine verilir. ESWT (Şok dalga terapisi) veya Liposuction (yağ alma) işleminden önce damar basıncının düşürülmesi, hem bu işlemlerin güvenliğini artırır hem de iyileşme sürecini hızlandırır. Günümüzde bu damar sorunlarını çözmek için klasik, ağrılı, dikişli ameliyatlara gerek yoktur. Kalp Damar Cerrahisi disiplinlerinin uyguladığı modern, ameliyatsız yöntemler son derece konforludur.

Uygulanan temel yöntemler şunlardır:

  • Endovenöz Lazer Ablasyon
  • Radyofrekans Ablasyon
  • Biyolojik Yapıştırıcılar
  • Köpük Skleroterapi

Bu işlemlerde, ultrason rehberliğinde hastalıklı damarın içine iğne deliğinden girilir. Lazer veya radyofrekans enerjisi kullanılarak damar içeriden ısıtılır ve kapatılır. Böylece kanı geri kaçıran bozuk damar devre dışı bırakılır ve kan akışı sağlıklı damarlara yönlenir. İşlem lokal anestezi ile yapılır, hasta işlem sırasında uyanıktır ve işlem biter bitmez yürüyerek evine dönebilir. Bu müdahale sayesinde bacaklardaki “kan gölü” kurutulur, doku içi basınç düşer ve lenf sistemi rahatlar. Bu aşamadan sonra lipödem tedavisi yapılacak olan işlemler çok daha başarılı ve kalıcı sonuçlar verir.

ESWT İle Lipödem Nasıl Tedavi Edilir?

Lipödem, genellikle bacaklar ve kalçalarda simetrik yağ birikimiyle karakterize, kronik ve ilerleyici bir yağ dokusu hastalığıdır. Ağrı, hassasiyet, morarma eğilimi ve ödemle birlikte seyreder. Geleneksel tedavilerle tamamen iyileşmesi mümkün olmayan bu durumun semptomlarını hafifletmek amacıyla çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden biri de Ekstrakorporeal Şok Dalga Tedavisi (ESWT)’dir.

ESWT, vücuda dışarıdan uygulanan yüksek enerjili akustik dalgalarla doku yenilenmesini teşvik eden non-invaziv bir tedavi yöntemidir. Lipödem tedavisinde ESWT’nin temel amacı, mikrosirkülasyonu artırmak, fibrozisi azaltmak ve lenf drenajını desteklemektir. Böylece, yağ dokusundaki iltihabi süreçlerin ve sertliklerin azaltılması hedeflenir.

ESWT’nin Lipödem Tedavisindeki Etkileri Şunlardır:

  • Mikrodolaşımın Artırılması: Şok dalgaları, kan akışını artırarak dokuların daha iyi beslenmesini sağlar.
  • Fibrozis Azalması: Sertleşmiş yağ dokusunun daha yumuşak hale gelmesine yardımcı olur.
  • Lenf Drenajı Desteği: Lenf akımını hızlandırarak ödemin azalmasına katkıda bulunur.
  • Ağrının Azalması: Sinir uçlarındaki hassasiyetin azalmasıyla ağrı şikayetleri gerileyebilir.
  • Cilt Elastikiyetinin Artması: Kollajen üretiminin artmasıyla birlikte cilt kalitesi ve gerginliği iyileşir.

ESWT genellikle haftada 1-2 seans olarak, toplamda 6-12 seans şeklinde uygulanır. Uygulama sonrası hastalar günlük yaşamlarına hemen dönebilir. Tedavi ve düzenli takiple, diyet ile egzersizin yaşam tarzı haline getirilmesiyle lipödemin ilerlemesi engellenebilmekte, kişinin yaşam kalitesi ileri derecede arttırılabilmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Call Now Button